Göç olgusu insanlık tarihi boyunca var oldu. Daha uygun iklim kosullarina göç eden tarih öncesi insanlardan bugün sosyoekonomik sebepler, ticaret, afetler, savaslar gibi nedenlerle göç insanlık tarihinde hala önemini korumakta. Güney Amerika'nın doğasiyla kendine hayran bırakan ülkelerinden biri olan kolombiyadan amerikaya uzanan bir göç hikayesi orijininde ahlak, insanın yabancilasmasi, otekilesme gibi bir çok konu insanin yüreğinde bir yumru gibi sıkışıp kalacak şekilde işlenmiş.
Binlerce yıl boyunca insanlar tarafından kesfedilmek için bekleyen topraklar mülkiyete konu olunca kâşiflik en büyük suçlardan biri ilan edildi. Her birimizden doğduğumuz topraklara sıkışıp kalıp o topraklari yonetenlerin kölesi olarak "iyi vatandaslar" olarak yasamamiz beklendi. Ama yazar o toprakları yasanmaz kilanlarin da yine aynı yöneticiler olduğunu inceden gösteriyor. kitap bir yandan da vatan kavraminin nasil da ev hissiyati verdigini, dogup buyudugun topraklarin nasil da icimize isledigini, ve bu topraklardan ayrilmaya karar vermenin insanda ne denli zor bir süreç oldugunu gozler önüne sermekte.
Yazarın degimiyle:
" Belki de ulus ya da vatandaslik diye bir sey yoktur; belki sadece aile ve sevgi adina haritalara cizilmis bolgeler, yani sınırsız bir ülke vardır."