·160 syf.··Beğendi
···Okunma: 17 Ağustos 2025 19:12 “Yüzyıllar önce herkesin bir hikâyesi varken, Savaşlardan, Krallardan, Fillerden ve Olağanüstü Varlıklardan bahsederek, fethediyorken onları, Yedi Tepeli şehre bir İtalyan gelir…”
Ünlü İtalyan heykeltıraş Michelangelo’nun, Haliç’te Pera ile İstanbul’u birleştirmek üzere bir köprü yapmak için II. Bayezid’in davetini kabul edip İstanbul’a gelmesi ile başlıyor kitap. Michelangelo’nun bu teklifi reddettiğini düşünen tarihçiler olsa da, kitabın içerisinde bunu belgeleyen Michelangelo’nun kardeşleriyle gerçek mektuplaşmaları var. Yazar da, Michelangelo’nun Aya Sofya çizimlerine dayanarak onun gerçekten İstanbul’a gelmiş olduğunu söyler.
Kısa bir süre önce ressam Leonardo da Vinci de bir köprü çizmeyi teklif etmiştir. Ancak Sultan onun çizimlerini reddetmiştir.
Kitapta bu 2 karakter dışında önemli başka bir karakter ise, Divan şairi Mesîhî’dir, Michelangelo’ya İstanbul’da eşlik eder ve onunla yeni Türk başkentini baştan başa keşfeder.
İmkansıza olan hasreti ve kavuşmaya olan umutsuzluğuyla zihnimde yer etti Mesîhî.
Ancak bana göre kitabın baş kahramanı ne Michelangelo, ne II. Bayezid, ne Da Vinci, ne de Mesîhî’dir. Başkahraman, yapılamayan köprüsüyle İstanbul ve tüm kahramanların kurduğu ilişkidir.
Tarihi olarak hangi kısımlarının gerçek ya da kurgu olduğu, kitabın Notlar kısmında belirtilmiş. Kurgu ve gerçeğin iç içe aktığı güzel bir eser.
Ayrıca, bu kitabın yazarını tanımıyordum. Künyesinde, Fransız asıllı olduğu belirtilen yazar Arapça Farsça eğitmeniymiş. Ve Ortadoğu’ya yaptığı uzun seyahatlerden beslenerek kitaplarını yazdığını okuyunca, kitabı merak ettim. İstanbul’da tatil nedeniyle bulunduğum bu haftada kitabı okumam güzel bir tesadüf oldu.
Herkesin ilgisini çekmeyebilir, meraklısı okusun derim.