·462 syf.····Okunma: 18 Ağustos 2025 01:16 Karl Marx ve Friedrich Engels aslında yaşadıkları toplumdaki uzunca süredir varolmuş ekonomik ahlaksızlığı ve sosyo-kültürel yozlaşmayı, “komünizm” adını verdikleri sistemle daha iyi hale getirebileceklerini savunmuşlar. Örneğin BM ve benzeri uluslararası örgütlerin burjuva baronları tarafından oluşturulmuş sömürgeyi amaçlayan canavarlar olarak tanımlar. Dahası farklı uluslardaki burjuvazi baronlarının ortak manevi kültürlerini diğer kalan tüm ulusların halklarının kendi değerlerini, bu suni kültürlerle değiş tokuş etmesi de sömürmeyi daha da derin hale getirdiğini savunur.
Bunlar elbette haklı oldukları konular fakat daha da önemlisi buna bir çözüm olarak bu kadar distopik bir dünya oluşturmak istemeleri; akıllara, acaba bu manifestoyu yazarken hangi otun kafasını yaşadılar? sorunu getiriyor. Özel mülkiyetin kaldırılması, miras hakkının yok edilmesi, her şeyin devletleştirilmesi, dinin yok sayılması, kadını bir araç olarak görmesi ve daha bir çok saçmalığın hükümlerini içermesi zaten insan fıtratına aykırı söylemlerden ibaret olduğunu kanıtlar.
Böyle avare teorilere inanan insanlara cidden üzülmemek vicdansızlık olur. Keza ne kadar antipragmatik olduğuna Sovyetler Birliği’nin çökmesiyle de dünya kamuoyu şahitlik etmiştir. Okurken sürekli Orwell’in 1984 romanını anımsatıp durdu.