İkinci Söz, imanda ne kadar büyük bir saadet ve nimet; ne kadar derin bir lezzet ve huzur bulunduğunu izah eder.
bu üçüncü söz ise, o saadete insanı ulaştıran ibadete olan ihtiyacımızı gösterir. İnsan, hakiki saadeti; muhtaç olduğu ihtiyaçların kendisine verilmesi ve maruz kaldığı musibetlerden korunmasıyla elde edebilir. Ancak bu korunma, yalnızca dua ve iltica ile mümkündür. Bu sözde yer alan temsili kıssa, aynı zamanda dört önemli sorunun cevabını da verir:
İnsan dünyaya niçin gelmiştir?
İnsan, uzak bir yolculuk için gönderilmiştir. Bu yolculuk, hayat yoludur: Ruhlar âleminden başlayıp, kabirden geçerek âhirete uzanır.
İbadet eden insan ile etmeyen arasında ne fark vardır?
İbadet eden insan, dışarıdan bakıldığında bir yük taşıyor gibi görünür. Fakat kalbi ve ruhu, binlerce minnet ve korkudan kurtulmuştur.
İbadet etmeyen insan ise, güya bir yükten kurtulmuştur; fakat kalbi binlerce minnetin altında, ruhu ise sonsuz korkular içinde ezilir.
İbadet etmenin ne kârı vardır?
Zararı olmamakla birlikte, bu yolda yürüyenlerin dokuzdan onu, büyük bir kâr ve huzur bulur.
İbadet etmemenin ne zararı vardır?
Fısk ve sefahat yolu, fasıkların bile itiraf ettiği üzere menfaatsizdir. O yolda yürüyen on kişiden dokuzu, ebedî helâk ve şekâvet ile karşılaşır.
Sonuç olarak:
İbadet etmemek, ebedî bir şekâvet, hüsran ve felakete sebep olur.
Üçüncü Söz, ibadetin yalnız âhirete değil, aynı zamanda dünya hayatına bakan büyük faydalarını da bizlere anlatır
Mhub.