Hasan bin Ali et-Tûsî ( Nizamülmülk ), 1064–1092 yılları arasında Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun başvezirliğini yapmış, Sultan Alparslan döneminde göreve getirilmiş ve Sultan Melikşah döneminde de görevini sürdürerek devletin en parlak ve kurumsal dönemini şekillendiren “devlet aklı” ve idarî mimarı olmuş mütefekkir, Selçuklu sarayının geniş coğrafyasına uzanan tecrübesi sayesinde sınırların çok ötesine nüfuz eden bir etki alanı kuran Nizamül-Mülk, Siyasetname ‘si kuru bir hukuk dili yerine nasihatleri, hikâyeleri, ayet ve hadisleri, geçmiş padişah kıssalarını ve güçlü hitabet örneklerini harmanlayan öğretici anlatı dili kullanıyor. Böylece orta çağ’da İslam siyaset düşüncesinin en parlak örneklerinden birini ortaya çıkarıyor.
Siyasetname, kelime anlamıyla “yönetme sanatı ve devlet tedbiri üzerine yazılmış risale”, “siyaset” Arapçada sâ’is (seyis) ile aynı kökten geliyor, nasıl ki atı yönlendiren kişiye sâ’is deniyorsa, toplumu yönlendirme ve idare etme işine de siyaset yapmak deniyor, bu bağlamda Nizâmü’l-Mülk, siyaseti yalnızca cezalandırma olarak değil, hükümet etme, düzen kurma, idareyi sürdürme ve diplomasi yürütme gibi çok boyutlu bir faaliyet olarak konu ediniyor, eserdeki pek çok sahne ise düz tarih anlatımından ziyade sembolik, alegorik ve edebî bir kurgu şeklinde aktarıyor.
Kitap elli bölümden oluşan bir devlet işleri el kitabı gibi padişahtan vezire, maliyeden orduya, adaletten haber alma(elçilik) teşkilatına kadar devlet düzenini ayakta tutan temel ilkeleri sıralıyor. Eserin ana fikrinde “zulümle devletin payidar olamayacağı” düşüncesi oluşturuyor. Nizamülmülk’e göre bir devletin meşruiyeti ve bekası ancak adaletle mümkün, yönetim yetkisi adalet, liyakat ve merkezi otoriteyle birlikte düşünülürse anlam kazanıyor, topluma sirayet ediyor. Dolayısıyla Nizâmü’l-Mülk hem teorik hem pratik yönleriyle adaleti kurumsallaştırmayı ve sürekli gözetim altında tutmayı gerçek “siyaset” olarak tarif ediyor.
Siyasetname’de devleti yönetenlerin yakın çevresinde bulunacak nedimlerin yalnızca eğlenceye değil, zihinsel ve kültürel donanıma da sahip olmaları gerektiğini vurguluyor. Bu bağlamda satranç ve tavla gibi strateji ve dikkat gerektiren oyunlar, zekâyı keskinleştiren ve öngörü yeteneğini geliştiren araçlar olarak öne çıkarıyor. Bunun yanında Kur’ân, tefsir, fıkıh ve şeriat gibi dinî ve hukukî alanlarda bilgi sahibi olmak, kişinin sadece entelektüel açıdan değil ahlaki açıdan da güçlü olmasına yardımcı olur diye bahsediyor. Böylece Nizamü’l-Mülk, beyin çalıştıran bu aktiviteleri, devletin yönetim kadrosunda yer alan kişilerin hem zihinsel çevikliğini hem de karar alma isabetini artıran vazgeçilmez unsurlar olarak sunuyor.
Nizamülmülk Nizâmü’l-Mülk, Siyasetnâme’sini sadece bir nasihat kitabı olarak değil, devlet düzeninin nasıl korunacağını gösteren kapsamlı bir rehber olarak tanımlıyor ve bu bağlamda şöyle ifade ediyor;
Kitabımızın maksadı masal anlatmak değildir. Gayemiz müreffeh çağlar çatıp işlerin istikrarlı olmasının alameti iyi bir hükümdarın zuhur edip bozguncuları tepelemesi, görüşlerinin ayniyle sabit olması, vezir ve pişkaranının iyi ve asil olmaları, işi ehline vermeleri, iki meşguliyeti aynı kişiye, bir işi iki ayrı şahsa tevdi etmemeleri, sapkın mezheplilerle mücadele edip temiz mezheplileri terfi etmeleri, zalimlere karşı sert olmaları, yolları güvenli hale getirmeleri, askerlerinin ve riayetinin kendisinden korkmaları, sipah-salarlığı yeni yetme toy delikanlılara değil tecrübeli ihtiyarlara emanet etmeleri, kişiyi altın sahibi değil hüner sahibi olduğu için tutmaları, dünya menfaati için dinlerini satmamaları, her şeyi usulünce icra etmeleri, din ve dünya işlerinin uyumlu yürümesi için herkesi liyakatlerince istihdam etmeleri, herkese yeterliliği ölçüsünce iş buyurmaları, buna mugayir hareket ettiğinde hükümdarın müsaade etmemesi ve tıpkı kadim zamanlardaki gibi işleri adalet dengesi ve idare kılıcıyla tanzim etmektir (s.254)
Siyasetnâme’de yer alan hikâyeler, devlet düzeninin sağlam olduğu dönemlerde kanunların rütbe ya da nüfuz farkı gözetmeden herkese eşit şekilde uygulandığını göstermeye gayret ediyor . Ancak günümüzde bir okuyucu açısından bu anlatılar kimi zaman etnik ya da kültürel üstünlük iddiası çağrıştırabiliyor. Bu yüzden bu tür bölümler Siyasetnâme’nin tarihsel bağlamı içinde değerlendirilerek okunmalı, dönemin siyasal ve toplumsal koşulları dikkate alınmadan günümüz değerleriyle doğrudan yargılanmadan okunursa istifadesi daha bol olacaktır.
Kitap Sultan Melikşah’ın emriyle hazırlanıyor. Nizamü’l-Mülk kendi bilgi ve tecrübesini yazıya geçiriyor, her bölümün sonuna ders çıkaran kıssalar ekliyor. Eser önce 39 bölüm olarak takdim ediliyor, sonra özellikle dönemin tehditlerine (İsmailî kalkışmalarına) dair 11 fasıl daha ilave edilerek tamamlanıyor. Böylece kitap, bir çağın aklıyla yazılmış ama çağları aşan bir devlet aklı toplamı hâline geliyor. Kitap adaletin nasıl kurumsallaştırılacağına, gücün hangi ilkelerle değerlendirileceğine, liyakat ve denetimin devlet düzeni için neden vazgeçilmez olduğuna dair tarihsel örnekler sunduğu ve bu örneklerden ilham almak ve geçmişte yaşananlardan bilgi edinmek için okunur.
Herkese keyifli okumalar…