Gönderi

Semereli olun ve çoğalın!
Puan vermedi·384 syf.··
2025 6. kitabı
Kitabın ana karakteri Fredinki’nin yaşadıkları, bir kadının sadece toplumsal değil, varoluşsal olarak nasıl sistemli biçimde silindiğinin, yok sayıldığının, aynı zamanda da kılıfına en uygun şekilde nasıl uydurulduğunun bir göstergesidir. Kadınların kısırlaşmasının getirdiklerinin yanında doğurganlık bir mükafat değildir. Ne düşmek serbesttir bu rejimde, ne de ağlamak. Çünkü yere düşen bir damızlık, yemek tepsisini kırdığı için cezalandırılır, aç kalır. İnsan değil, kırılmaması gereken bir taşıma kabıdır. Gilead rejiminde kadın, bir birey değil, sahip olunan bir maldır. Komutan eşleri “benimki” gibi bir sahiplik kipi kullanarak damızlık kadınlara atıfta bulunuyorlar. Bu dil, kadını insan olarak değil, bir araç ya da köle olarak görmenin açık bir sembolü haline gelmiştir. Kadınların adları bile erkeklere ait hale getirilmiştir. Kadının kadın olarak sahip olabileceği hiçbir şeyi yoktur. Kendi vücutları da dahil. Kadınlara hitap edilirken kullanılan dil, kaba, soğuk ve bireyleştiricilikten uzaktır. Ne bir sevgi, ne bir saygı, ne de bir kimlik tanınmakta. Kadın sadece işleviyle tanımlanıyor: doğuruyorsa değerlidir, doğuramıyorsa var olması gerekmez bile. Teyzeler ise bu baskı rejiminin içinden kadınlara bir hayal pazarlamaktadır. “Çocuklarınız daha iyi koşullarda yaşayacak,” , “tüm kadınlar dayanışma içinde olacak” diyerek… Bu sözler, aslında bir düştür. Doğurdukları çocuklar onların bile değildir. Çocuk yapma makinasıdır her biri. Beklenen nedir birleşin tüm makinalaşmış kadınlar savunun hakkınızı! Ama böyle bir şey hiç olmadı bir kabulleniş var direniş değil. Gilead’da kadın dayanışması değil, kadınlar arası rekabet ve baskı vardır. Teyzeler, rejimin gönüllü gardiyanlarıdır; sistemin sözcülüğünü yaparak, diğer kadınların bastırılmasını meşrulaştırırlar. İncil’in doğurganlığa teşvik eden ayetleri de cabası. Her gün tekrar tekrar okunuyor. “Semereli olun ve çoğalın” emri, kadının tek işlevinin doğurmak olduğu fikrini kutsallaştırıyor adeta. Ancak kadınlar bu sözleri yalnızca dinliyor; çünkü Gilead’da kadınların okuma hakkı yoktur. Kitaplara, kelimelere, bilgiye erişimleri yasaktır. Onları birey yapan herşeyden bir bir elleri etekleri çekilmekte. Offred’in gizlice edindiği bir kadın dergisi bile olağanüstü kıymetlidir. Bir zamanlar değersiz görülen, belki çöp sayılacak bir dergi bile, artık yasaklanmış bir bilgiye ulaşma aracıdır. Offred’in kendi başına okuyabildiği, kelimelerle kurduğu bir küçük dünya oluvermiştir. Losyon bile kullanmaya hakları olmadığı için tereyağı ile nemlendirilen ciltler... Küçüçük bir dünyaya sıkıştırılmış her türle haktan yoksun damızlıklar… İşte korkunç bir sistemin arka yüzü. Tüm bunlardan sonra sadece doğurabilmek yeterli olur mu gerçekten? Bir kadın yalnızca doğurduğunda var olursa, o artık var mıdır? Hayır. Burada sadece doğurmak da yetmiyor. Sağlıklı bebek doğurmalısınız. Kusurluysa eğer, sessizce götürülüyor o bebekler. Nereye mi? Kimse bilmiyor. Kimse sormuyor bile. Çünkü kusurlu olan, artık insan sayılmıyor. Tıpkı “gayri kadınlar” gibi. O tek kelimeyle “gayri” başlıyor her şey. Bir kelimeyle, bir özne koparılıyor kendi varlığından. Benlikleri siliniyor. Hikâyeleri susuyor. Damızlık kızlar, gayri kadınlar, gayri bebekler… Hepsi aynı sistemin içinde birer çatlak. Ve Komutanlar, eşleri, Teyzeler… ellerinde o çatlağı bir uçuruma çeviriyorlar. Sistem büyüdükçe küçülüyor insan. Ve bu, yalnızca bir kadının ölümü değil. Bu, insanlığın göz göre göre çürüyüşü. Kadın olmak burada güç değil, bir kayboluştur. Ne bir kişiliksin, ne de bir hiçsin. Bir araçsın sadece. Rahmi olan. Çocuk doğurma potansiyeli taşıyan. İnsanlığın devamı için üretilen, ruhsuz bir beden, isimsiz bir damızlık, ama umut her zaman vardır değil mi. En korkunç distopyada bile. Bir gün kırılmayı bekleyen sessiz bir çığlıktır hepsi.
Edebiyat
Damızlık Kızın ÖyküsüMargaret Atwood · Doğan Kitap · 201914,7bin okunma
·
94 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.