Puan vermedi·347 syf.····Okunma: 21 Ağustos 2025 09:15 Murathan Mungan’ın Soğuk Büfe kitabını okurken sanki bir masanın etrafına dizilmiş farklı tabaklardan azar azar tat alıyormuş gibi hissettim. Her öykü kendi havasında, kendi renginde, kendi yalnızlığında. İçlerinde bazen küçük kasaba sıkışmışlığı var, bazen evin içinde konuşulamayan meseleler, bazen de kimliğini saklamak zorunda kalmış insanların sessiz çığlıkları. Hepsinde ortak bir şey var: görünmezlik. Sanki toplumun kenarına itilmiş, kendi gölgelerinde yaşayan karakterler sessizce gözümün önünden geçti.
Mungan’ın dili çok başka. Onun kaleminde en sıradan bir eşya bile başka bir şeye dönüşüyor, sıradan bir hareket derin bir imgeye bürünüyor. Bu yüzden öyküleri okurken sadece bir olay örgüsünü değil, aynı zamanda bir şiirin içine sinmiş duyguları da takip ediyorum. Söylenmeyen şeylerin gölgesi hep hissediliyor. O gölgeler, aslında karakterlerin yaşadığı acıları daha da görünür kılıyor.
Kitap bittiğinde elimde tatlı bir burukluk kaldı. Farklı hayatların parçalarına dokunmuş oldum ama o parçaların hiçbiri tam bir mutluluk hikâyesi değildi. Yine de bu eksiklik, bu kırılganlık bana çok tanıdık geldi. Belki de Mungan’ın gücü burada; insanın en derin yalnızlıklarını soğuk bir büfeden seçilmiş çeşitler gibi önüme koyuyor, ben de her birinden azar azar tadarken kendi hayatımın boşluklarını hatırlıyorum.