·214 syf.··Beğendi
···Okunma: 17 Mart 2018 04:03 Uzun zamandır okumayı planladığım bir kitaptı Yaban. Yakup Kadri’nin de okuduğum ilk eseri. Kitap bana göre 2 bölümden oluşmaktadır: 1. bölüm, Çanakkale Savaşı’nda kolunu kaybeden bir subayın Anadolu’da bir köye yerleşmesiyle başlayan ve köy halkıyla olan düşünce savaşını anlatan kısım. 2.bölümde ise düşman askerlerinin köye gelip, kadın,erkek ve çocuk; canlı cansız demeden neredeyse her şeyi yağmalayarak köyü bir savaş haline getirmelerinden bahsedilmiştir.
Subay Ahmet Celal, köy ahalisinin gözünde bir yaban yani bir yabancı. Hatta bütün dedikleri bütün düşünceleriyle onlara taban tabana zıt bir yabancı. Ahmet Celal vatanını müdafaa için bir kolunu kaybetmiş subaydır evet ama bu durum karşısında köy halkı en ufak etkilenme şöyle dursun onun dediği hiç bir şeye inanmazlar hatta onu “Kemal Çetesi” olmakla suçlarlar. Kulaktan dolma yanlış bilgilerle dolu bir savaş muhabbeti döner sürekli ortalıkta. Subay halka gerçeği öğretmek isterken her seferinde daha çok çıkmaza girer çünkü karşısında beyinleri yıkanmış bir topluluk vardır.
Savaş cephede devam eder lakin subay da köylüyle bir mücadelededir. O da insanların önyargılarıyla, gerçekten tümüyle uzaklaşmış düşünceleriyle savaşır ki bu savaş bence cephede olan savaş kadar çetin bir savaştır. Kitabı okurken çoğu yerinde şu düşünceler tasavvur etti zihnimde: 2-3 sene aynı ortamda kalmak zorunda olduğun insanlarla neredeyse hiç bir zaman aynı noktada kesişememek, aynı dili konuşamamak ne zordur kim bilir. Önyargıları parçalamak, atomu parçalamaktan zordur demiş Einstein. Bu söz maalesef ki hâlâ geçerliliğini korumaktadır. Önyargılarından bir türlü arınamayıp, gözleri gerçeğe kör olmuş insanlar 100 küsür sene önce olduğu gibi hâlâ var ve çok fazla maalesef. Yazar bu cahil topluluğu kitapta köylü olarak sınıflandırmış olsa da her yerde ve her zaman, köylü şehirli ayrımı yapmaksızın beyinleri yıkanmış çok sayıda insan mevcut ne yazık ki.
Kendimce kategori ettiğim 1. Bölüm çok etkilendiğim şu satırlarla bitiyor. “Bunların hiçbiri “ne yaptığını” bilmiyor.
Eğer bilmiyorlarsa kabahat kimin? Kabahat, benimdir. Kabahat, ey bu satırları heyecanla okuyacak arkadaş; senindir. Sen ve ben onları, yüzyıllardan beri bu yalçın tabiatın göbeğinde, herkesten, her şeyden ve her türlü yaşamak zevkinden yoksun bir avuç kazazede halinde bırakmışız. Açlık, hastalık ve kimsesizlik bunların etrafını çevirmiştir. Ve cehalet denilen zifiri karanlık içinde, ruhları, her yanından örülü bir zindanda gibi mahpus kalmıştır.”
Bana göre, 1.bölüm çok fazla anlam yüklü mesaj içermesi sebebiyle çok kıymetli fakat 2.bölümde ise köydeki insanların çaresizlikleri, korkuları, çırpınışları karşısında çok etkilendim. Verdiği mesajların unutulmaması gereken bir kitap olduğu kanaatindeyim. Okuyacak olan herkese keyifli okumalar diliyorum.