AKİMES’İN PEŞİNDE
Raskolnikov, Esera’nın rüzgâr alan arka sokaklarında, Hilal Meydanı’na bakan bir bodrumda hepsini toplamıştı. Ateşli gözleriyle fısıldadı: “Astan ’ın akimesi kayıp. Bunu sıradan biri yapamaz; olağanüstü bir hırsız—ya da olağanüstü bir düşünce—lazım.” Kont Bezuhov gözlüğünü düzeltip tiz sesiyle Fransızca konuştu: “Neden ile sonuç birbirine karışmış olabilir, dostum. Bazen insan kaybolur, bazen anlam. Belki akimes, onu taşıyanı sevmediğinden ışığını kaybetmiştir.” Oblomov, sandalyesine yarı gömülmüş halde esnedi: “Sönmüşse ışığı, bırakın uyusun. Sabah bakarız… Sabahlar daha anlayışlı olur.” Yorganı yoktu ama sesinde yorgan sıcaklığı vardı. Jean Valjan, avuçlarını birleştirip yumuşak bir sesle: “Bir eşyayı çalan el bazen çaresizdir. Akimes ışık veriyorsa, onu söndürmek değil, taşıyana yol göstermek gerekir. Önce soralım: Kim ihtiyaç içindeydi?” Catherine dudaklarının kenarında kâğıt kesiği gibi bir gülümsemeyle ortaya eğildi: “İhtiyaç içindeki herkes masum mudur? Bazılarımız masumu oynamakta ustadır. Mesela geçmişinde kürek çekmiş olanlar…” Bakışı Valjan’ın üzerinde gezindi, sonra sükûnetle Winston’a döndü. “Ya da sürekli gözetlenmekten zevk alanlar.” Winston Smith irkildi; duvarda görünmez bir tele-ekran aradı. “Büyük Birader burada olsaydı zaten bulmuş olurdu,” diye mırıldandı. “Ama akimesi alan, düşünceleri de çalmıştır. Düşüncesiz ışık, propaganda olur.” İnce Memed masaya yumruğunu hafifçe vurdu: “Işığı çalanın gölgesi uzun düşer. Dağa kaçsa da ovada yakalarız köpoğlunu. Siz burada sözle dolaşın; ben iz ararım.” Pencerenin pervazındaki altın renkli sim parçasını gördü. “Bak hele! Rüzgâr, Şurku Tapınağı tarafına esmiş.” Raskolnikov birden ateşlendi: “Demek iz var. Ama iz, suçun kanıtı değildir; sadece itirafın kışkırtıcısıdır. Yine de… bir baltanın ağırlığı kadar bir irade gerek bize.” Bezuhov başıyla onayladı: “Birleşirsek, akimes parlar.” Catherine parmaklarıyla masadaki parşömeni düzeltti; tırnaklarının arasında kıvılcım gibi bir şey yandı söndü. Memed’in gözü ıskalamadı. “Hanımefendi, parmağınızdaki ışık neyin nesi?” Catherine masum bir kahkaha attı. “Sadece bir ışıltı. Kadınlar ışıltıyı sever, bilmez misiniz?” Valjan, merhametle ama kararlı bir hareketle elini uzattı; Catherine’in avucundan ince, hilal biçimli altın sarısı bir parça çıktı. Belki de Akimes’ten kopmuş bir parça. Winston kısık sesle: “Parçalamışlar… Parçalanan her şey daha kolay yönetilir.” Oblomov iç çekti: “Bir parlak bez parçası için bu telaş...” Raskolnikov bez parçasını havaya kaldırdı; ve bezden sızan ışıkla dans etti. Bez titredi, sonra sönükleşti. Valjan fısıldadı: “Işık, doğru söze ve beraberliğe gelir.” Memed, Catherine’e yan yan baktı: “Bezi kim verdi sana?” Catherine omzunu silkti. “İşportacı, susmamı söyledi. Kimatar’da bazı sözler parayla değil, suskunlukla satılır.” O an Bezuhov, bezi masanın ortasına koyup elini uzattı. Valjan’ın eli onun eline, sonra Raskolnikov’un, Memed’in, Winston’ın… Oblomov biraz homurdanıp en üstten parmak ucunu değdirdi. Catherine bir an tereddüt etti; sonra tebessümle halka kapandı. Sıcak bir ışık büyüyüp odanın taş duvarlarına vurdu. Hilal biçimi masaya yansıdı; sanki uzaktan Hilal Meydanı’nın uğultusu geldi. Raskolnikov mırıldandı: “Demek ki hırsız, biz ayrı düşerken içimize saklanan gölgeymiş.” Memed kapıya yöneldi: “Hadi. Kalan parçayı bulmak için söz yetmez; yol da gerek. Esera’da yol, söze benzer: doğru gidilirse ışığı çoğalır.” Catherine aynadaki siluetine ince bir gülüş bıraktı: “Işık çoğalınca gölgeler de uzar. Eğlenmeyi unutmayın.” Bodrumun kapısı açıldığında sokağın rüzgârı içeri doldu. Akimesin ışığı hepsinin avucunda aynı anda parladı; sönmeden önce, yolu gösterir gibi şafağın rengine değdi. Ve hikâye—kendi memleketine, Esera’ya—usulca geri döndü. Bilal Ünal, 24 Ağustos 2025, Ankara
Edebiyat
··
11,1bin Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.