Bir bireycilik eleştirisi olarak Martin eden
Puan vermedi·517 syf.··
2025 17. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2025 11:12
Jack London’ın Martin Eden romanı benim için çok özel bir eser. Kitabı okuyan pek çok insan gibi ben de onun bıraktığı etkiyi uzun süre içimde hissettim. Hatta bazı yorumcuların da dediği gibi, sanki sevilen birinin kaybından sonra duyulan o doldurulamaz boşluk gibi bir his bırakıyor insanda. Bu yönüyle gerçekten derinden sarsıcı bir kitap. Martin Eden, aslında Jack London’ın oto-biyografisi olarak da değerlendiriliyor. Yani Martin Eden aslında Jack London, Jack London da Martin Eden. Hikaye, cahil ve eğitimsiz bir denizci olan Martin’in bir gün sosyeteden genç birini kurtarmasıyla başlıyor. Bu olay, Martin’in bambaşka bir dünyaya adım atmasının başlangıcı oluyor. Eseri yüzeysel şekilde “Zengin kız fakir oğlan hikayesi” diye değerlendirenler olsa da aslında roman bunun çok ötesinde. İçinde sosyoloji, psikoloji, felsefe, sınıf çatışmaları, hatta altyapı-üstyapı meseleleri var. Özellikle işçilerle yaptığı tartışmalar, adeta romanın en güçlü sahneleri. Martin, Arthur’un evinde Ruth ile tanışıyor. Onu zarif, naif, güzeller güzeli bir kadın olarak görüyor; adeta bir tanrıça gibi. Fakat Ruth’un aslında güce tapan, gerçek sevgiyi anlayamayan, vefasız bir karakter olduğunu da zamanla fark ediyoruz. Buna rağmen Ruth’a duyduğu aşk, Martin’in içindeki potansiyeli ortaya çıkarıyor. Ona layık olabilmek için gecesini gündüzüne katıyor, okuyor, kendini geliştiriyor ve yazar olmaya karar veriyor. Martin’in mücadelesi aslında bize büyük bir moral veriyor: İnsan isterse her şeyi başarabilir. Nitekim o da ülkenin en tanınan yazarlarından biri oluyor. Ancak işin ilginç yanı, en çok arzuladığı bu başarıya ulaştığında bunun bir anlamı olmadığını fark ediyor. Çünkü bir zamanlar hayranlıkla baktığı aristokrasi dünyasının aslında sahte, yapmacık ve boş olduğunu görüyor. Ne o sınıfa ait hissedebiliyor ne de eski yoksul hayatına dönebiliyor; adeta bir arafta başarılar ona huzur getirmiyor. Hayatı boyunca aradığı anlamı bulamıyor ve sonunda serin sulara bırakıveriyor kendini. Bu final gerçekten nefessiz bırakıyor. Kitabın karakterleri de oldukça sembolik. Ruth, İncil’den alınan bir isim ve “bekleyişin simgesi”. Lizzie, işçi sınıfından, Martin’i koşulsuz seven kadın. Eğer Martin onunla olsaydı, roman belki bambaşka bir şekilde bitecekti. Brissenden ise Martin’e edebi ilham veren, intiharıyla onu sarsan bir figür. Bu karakterlerin çoğu Jack London’ın gerçek hayatındaki insanlardan izler taşıyor Martin’in sürekli okuyarak kendini geliştirmesi, yazma aşkı uğruna uykudan nefret etmeye başlaması, Herbert Spencer’dan etkilenmesi, bireyci bir anlayışa kayması aslında Jack London’ın kendi entelektüel serüveniyle birebir örtüşüyor. Ancak tüm bu bilgi birikimi, yazarlık tutkusu ve sonunda gelen ün, Martin için de Jack London için de huzur getirmiyor. Martin’in isyanı boşuna değil: “O kitapları zaten yazmıştım, neredeydiniz?” Sonuçta, Martin Eden sadece bir aşk hikayesi değil; sınıf çatışmaları, yabancılaşma, bireycilik ve başarının anlamsızlığı üzerine yazılmış çok katmanlı bir roman. Her yaştan okurun kendine göre bir kapı aralayabileceği, hem umut veren hem de derin bir hüzün bırakan bir eser
1000Kitap
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,2bin okunma
··
90 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.