Gönderi

10/10
·608 syf.··
Beğendi
·
2025 75. kitabı
Futbol, günümüzde "kitlelerin uyuşturucusu" olarak en büyük eğlence görevini görüyor. İnsanlar kızıyor, bağırıyor, deşarj oluyor, seviniyor, mutlu oluyor. İlkel veya ilkel olmayan her türlü duygularını dışa vuruyorlar. Sahada oynanan futbol, takımdaki yıldız futbolcular, taktik dehalar gibi pek çok nedenden dolayı günümüzde en çok izlenen lig, İngiltere Premier Ligi. Yazarımız Michael Cox, "Karambol: Premier Lig'in Taktiksel Tarihi" adlı eserinde odağını tamamen futbolun beşiği İngiltere'ye çeviriyor. Cox, İngiltere'de futbolu "gaz ve toz bulutundan ibaretken" anlatmaya başlıyor, 1992 yılında Premier Lig'in kuruluşuyla konuyu derinleştiriyor ve kapanışı da günümüze getirerek yapıyor. Karambol, İngiltere'de futbolun gelişimine dair bir rehber, bir ansiklopedi görevi görüyor adeta! Yazarın lig için önemli her konuyu detaylıca incelemesi beğenimi kazandı. Futbolculara, futbol takımlarının taktiksel gelişimine, teknik direktörlerin mantalitesine, taktik ve tekniğe kadar her konuyu bu kitabın içinde bulabilirsiniz. Önemli futbol maçlarını okura bir kez daha hissettiriyor. Yalın bir üslup tercih eden Michael Cox, sanki bir barda yanımızda oturuyor ve bu konuyu birlikte konuşuyormuşçasına kadar bir samimiyet ve sürükleyicilik yaşatıyor. Çevriden kaynaklı bazı anlatım bozuklukları ve kelime tekrarları olsa da muazzam bir kitap okudum. Futbola dair okuduğum en iyi, en mutlu eden kitap diyebilirim. Kitap daha da uzun olsa asla hayır demezdim. İlk olarak 1992 yılında modern futbolun başlangıcına işaret eden Michael Cox, kaleciye geri pas yasağı kuralına değiniyor. Bu tarihe kadar kaleciler, takım arkadaşlarının paslarını eliyle tutabilirken, artık kalecilere çoğunlukla ayak olmak üzere, göğüs ve kafa sınırlaması getiriliyordu. Bu yasakla modern futbol doğarken, oyuna heyecan gelir. Premier Lig için özel ve sansasyonel bir oyuncu olan Eric Cantona, yazar tarafından okura anlatılır. Cantona'nın liderliğinde Manchester United Premier Lig için önemli bir güç olur, bundan etkilenen özellikle ligin orta sıralarındaki takımlar kendi on numaralarını yaratabilmek için İngiltere dışındaki ülkelerde yaratıcı oyuncu avına başlar. Zola, Bergkamp, Juninho, Kinkladze ve Le Tissier gibi isimler, bu akımın temsilcileri olur. İngiliz savunma hatlarındaki boşluklar ve İtalyan futbolundaki gibi süpürücü liberoların olmayışı, bu on numaraların adeta yeniden doğuşuna katkıda bulunur. Ancak taktiksel olarak 4-4-2'yi seven İngilizler, on numaraların pozisyonunu değiştirir ve orta saha ile forvet arasında konumlandırır. Csntona, Bergkamp, Zola gibi isimler bu derinliğe uyup 4-4-1-1 gibi bir sistemde patıldarken; Kinkladze, Juninho ve Le Tissier gibi isimler, net bir pozisyonsuzluk ve az taktiksel bilginin kurbanı olarak sorun haline gelir. Geçmişte Premier Lig'in nütevazı ekiplerinden olan Arsenal'e konuk oluruz. George Graham'la birtakım zaferler yaşarlar. Sonrasında Bruce Rioch takımı fdevralır ve Arsenal'i Graham'ın uzun top futbolundan ileride Arsene Wenger'in pas oyununa yaklaştırarak bir futbol devrimi yapar. Kulüp rekoru kurularak transfer edilen Dennis Bergkamp da bu değişimin lideri olur. Bir sene sonra da Fransız Arsene Wenger takımı devralır. Arsene Wenger ve Dennis Bergkamp ikilisi, Arsenal'e yeni bir kültür inşa eder o dönemki başkan David Dein'in sözleriyle... Sakin bir teknik direktör olarak dikkat çeken Arsene Wenger, oyuncularının yeme alışkanlıklarından ruhsal durumlarına kadar her detayla ilgilenen biridir. Orta sahaya yapılan Patrick Viera ve Marc Overmars transferleriyle Ray Parlour'un kendini geliştirerek sağ kanada geçmesi güçlü, hızlı ve Dayanıklı bir Arsenal yaratır. İngiltere'de yaygın 3-5-2 düzenini 1997-98 sezonunda 4-4-2'ye çeviren Wenger, böylelikle şampiyon bir Arsenal oluşturur. Fransız hocanın ilk tam sezonunda çifte kupayı müzelerine götürerek duble yaparlar ve bununla birlikte o müthiş "Invicibles" sezonunun temellerini sağlam atarlar. Sahaya hızın inişiyle birlikte önem kazanan teknik futbol, daha geride oynayan yaratıcı forvetleri meydana çıkarır. Defansın arkasına daha fazla koşu yaparlar. Hava yopu hakimiyetinin yerini hız alır. Arsenal'de Nicolas Anelka ve Liverpool'da Michael Owen, bu akımın en önemli temsilcileri olur ve hızlarıyla fark yaratırlar. 1998-99 sezonunda üçleme yaparak tarihe geçen Sir Alex Ferguson'un Manchester United'ını görürüz. İskoç çalıştırıcı akışkan bir 4-4-2 tercih eder. Bu başarının işlemesinde takımdaki ikili ortalıklar dikkat çeker. İlk on birilerinde, birbirini çok iyi tanıyan beş ortaklık olur ve bu da Kırmızı Şeytanlar'a başarıyı getirir. Sir Alex Ferguson, ardından topa sahip olmaya ve defansif çok yönlülüğe odaklanır. Rakip on numaraların bire bir savunulması önem kazanır. O yıllardan günümüze, taktiksel esnekliğe sahip olmanın önemi ve bu durumun getirdiği başarı öne çıkar. Ferguson ile başlayan "Kadro Rotasyonu" terimi İngilizler arasında popülerlik kazanır. Chelsea'de Claudio Ranieri ve Liverpool'da Rafa Benitez'in devam ettirdiği rotasyon fikri; günümüzün yoğun maç takviminde oyuncuların sağlığını korumak için en çok başvurulan yöntem olarak dikkat çeker. 1995 yılında Jean-Marc Bosman'ın sözleşmesi bittiğinde başka bir takıma bedelsiz şekilde transfer olamaması, Avrupa Adalet Divanı'nın dikkatini çeker. "Bosman Kuralı" olarak spor taeihine geçen bu kurala göre sözleşmesi sona eren futbolcular serbest kalırlar. Ayrıca ligler, Avrupa Birliği ülkelerinin oyuncularını yabancı olarak değerlendiremez. Bu iki varılan yargı, Premier Lig başta olmak üzere tüm dünya futbolunca yabancı devrimi yaptırır. Michael Cox, Sam Allardyce'nin Bolton'una da değinir. O Bolton, 2001 yılında yükseldiği İngiltere Premier Ligi'nde altı sezon boyunca dikkat çeken ve büyükleri zorlayan bir takım olur. Bunun altında kurt İngiliz hocanın Amerikan futbolundan Premier Lig'e getirdiği yenilikler, oyunculara esneklik kazandırması, teknik oyuncuların transfer edilmesi ve ısrarla oynattığı uzun top futbolu yatar. Allardyce, bu uzun top anlayışına uygun olarak 4-5-1 sistemini tercih eder ve bu formasyonun ün kazanmasına ön ayak olur. 21. yüzyılın başından itibaren Premier Lig'in başı çektiği yeni taktiksel gelişmelerde, tüm dünyada çift forvetten "tek forvetli" taktiklere geçiş yaygınlaşır. Öncüsü Sir Alex Ferguson olur. Ferguson'un Ruud Van Nistelrooy ile başlattığı tek forvet furyası, Arsene Wenger'in sol kanar forvet Thierry Hnery'i santrfora çekmesiyle devam eder. Henry driplingleri, kanatlara kaçışı, orta sahaya gelip top alışı ve rakip savunmaları üzerine çekişiyle fark yaratan bir isim olur. 4-5-1, tüm kulüpler için işe yarayan bir hücum stratejisine dönüşür. Takımlar orta sahada daha kalabalık olabileceği gibi, hücumcu forvetlerden biri kenarda kanat forvet olarak değerlendirilme imkanı bulur. Yazarımız 2003-04 sezonunda "Yenilmezler" lakabını alarak namağlup şampiyon olan, 49 maçlık kaybetmeme serisi yakalayan Arsenal'in yapısına da ışık tutar. Arsene Wenger, zamanında miras aldığı kadroyu değiştirmiş ve özellikle savunmasını dayanıklı ve hızlı isimlerden yaratmıştır. Ashley Cole-Sol Campbell-Kolo Toure-Lauren dörtlüsü aslında başlangıçta hücumda oynayan futbolcular olmalarıyla ve Fransız çalıştırıcının onlara yeni bir pozisyon deneyimi kazandırmalarıyla dikkat çeker. Rio Ferdinand ve John Terry de orta sahadan stopere çekilen ve çok başarılı olan savunmacılar arasındadır. Orta sahadan savunmaya geçmek, o dönemlerde İngiltere için bir trend haline gelir. Stoper değişiminin ardından orta saha değişimi yaşanır. Orya sahanın ortasında oynayan futbolcuların rolleri değişmiş, teknik dirrktörler onlardan farklı yetkinlikler beklemeye başlamıştır. Bir gecede Roman Abramoviç'in kulübü devralmasıyla zenginleşen Chelsea, Premier Lig'i domine etmek için hazırlanır. Real Madrid'den transfer ettikleri Claude Makélélé, İngiltere'deki orta saha değişiminin öncü örneklerindendir. Bu etkiyi gördükten sonra çoğu İngiliz kulübü, yaratıcı orta sahalarını defansif orta saha bölgesine devşirmeye başlar. 2004 yılı, futbolun değiştiğinin göstergesi olur. Porto'nun Şampiyonlar Ligi'ni, Yunanistan'ın EURO 2004'ü kazanışı bunun örnekleridir. Bu iki takım, defansif futbolun güçsüz takımlar için başarıya ulaşmanın yolu olduğunu gösterir. O yaz Rafa Benitez'in Liverpool'a, Jose Mourinho'nun ise Chelsea'ye imza atışı Premier Lig'i savunma futboluyla tanıştırır. Bu iki teknik direktör, ligi taktiksel anlamda etkiler ve değiştirir. Mourinho'nun hafta boyunca yaptırdığı rakip analizleri ve maç içindeki taktik formasyon değişimleri Chelsea'nin başarısı için hayati önemdedir. Futbola bir satranç ciddiyetinde yaklaşan Rafa Benitez içinse taktik, her zaman yetenekten değerlidir. Maç öncesi rakip analizlerine o da önem verir. Oyuncuları onun için bir satranç piyonu gibidir, taktiklerinden asla ödün vermez. Alan savunmasına bağlıdır, bu ısrarı özellikle duran top savunmasında pik yapar. Liverpool ve Rafa Benitez'e değilnilmişken, 2005 yılında İstanbul'da finalde o müthiş geri dönüş ve kazanılan Şampiyonlar Ligi zaferi taktiksel yönleriyle ele alınır. İngilizler topu merkezde tutmanın önemini kavradığında, taktik formasyonda forvetleri bire düşürür ve orta aahaya fazladan bir oyuncu kazandırır. 21. Yüzyılın ilk yıllarında teknik direktörler rakiplerine üstünlük kazanmak için üçlü orta saha dizilişleri ve formasyonlarına ihtiyaç duyar. Üçlü orta saha düzeninde takımlarında forma giyen ve önem kazanmaya başlayan Lampard, Gerrard ve Scholes gibi futbolcuların milli takım karnesi yazarımız tarafından incelenir. Ardından Ruud Van Nistelrooy sonrası Manchester United'ın dönüşümüne tanık oluruz. İngiliz forvet Wayne Rooney, Kırmızı Şeytanlar'a farklı bir hücum etkinliği getirir. Cristiano Ronaldo efsanesinin İngiltere'de sahne almaya başlamasıyla birlikte artık Manchester United için hızlı hücumlar çok önemli ve başarıyla uygulanan bir hale gelir. Bir sonraki bölümde, 2007/08 sezonunda Premier Lig'e çıkan Tony Pulis'in Stoke City'sine değinilir. Pulis, savunma odaklı ve uzun top oynayan bir stoke yaratır. Top rakipteyken oyunu geride kabul edip alan daraltırlar. Rakibi kanatlara yönlendirirler. Duran toplar ve bekleri Rory Delap ile gelen uzun taç atışları önemli silahları olur. 2010 yılıyla birlikte futbol literatürüne "ters ayaklı kanat oyuncuları" girer ve en önemli temsilcisi Galli genç Gareth Bale olur. Sol bek orjinli bir futbolcu olan Gareth Bale, Tottenham'da hocası Harry Redknapp tarafından hücumda kanatlara çekilir. Çoğu İngiliz kulübü de kanatlardan içeri kat eden ve beklere alan açan ters ayaklı kanatları tercih etmeye başlar. Hem bekler kendilerini daha özgür hissedip ortalarıyla forvet arkadaşlarına ulaşır hem de içe kat eden kanat futbolcular, şansları ve bireysel özellikleriyle daha fazla gol şansı yaratır. 2009 yılında Carlo Ancelotti ve Roberto Mancini'nin İngiltere'ye adım atışıyla, Premier Lig üzerindeki İtalyan esintisi artar. Roman Abramoviç, Ancelotti'yi Chelsea'nin başına getirirken deneyimli İtalyan'dan Avrupa başarısı ve Chelsea'ye bir kimlik oluşturmasını ister. İtalyanların açtığı bu yolda, İngiliz kulüplerinde topa sahip olan futbol anlayışı yaygınlaşır. Yıllar geçer, İspanya'yı başarıya ulaştıran "tiki taka" futbol anlayışı İngiltere'de hakim olur, takımlar pas alışverişi ve topa sahip olmayı 4-2-3-1 formasyonunda en üst seviyeye çıkarmaya çalışır. Lige gelen David Silva, Santi Cazorla ve Juan Mata gibi İspanyollarla, ofansif orta saha oyuncularının rolleri değişir. Artık ne orta saha ne forvet olurlar. 4-4-1-1 ve 4-2-3-1 formasyonunda çoğunlukla "Sahte 9" olarak tercih edilen bu tarz futbolcuların en temel görevi asist yapmak, alan açmak ve şut atmaktır. Bu değişimin bir kolu da hücum bölgesinden hafif orta sahaya gerileyen ve "9.5" şeklinde rol oynayan santrforlardır. Ardından Brendan Rodgers'ın kontraatak Liverpool'unu inceleriz. Pres ve rakibin oynamasına izin vermemek, İngiliz kulüplerinin yaygın tercihidir. Premier Lig'in kuruluşunda önemli yer tutan pres kavramı, çekildiği nadasını Guardiola Hocanın Manchester City'e gelişiyle bozar. Pres, tekrardan büyük sükseli Premier Lig takımları için önemli bir detay olur. Porto'da yakaladığı başarılarla dikkat çeken teknik direktör Andre Villas-Boas, Chelsea'nin baiına geçtiğinde savunma bloğunu ileri kurmak ve yoğun pres konusunda takıntılıdır. Bu taktik görüşü işe yaramadığında görevden alınır Beş ay sonra Tottenham'ın başına geçer, buradada savunmayı önde kurar ve rakip oyunculara yoğun presten vazgeçmez. Burada da dikiş tutturamaz. Bir başka pres seven teknik adam ise Southampton'ı çalıştıran teknik adam Mauricio Pochettino'dur. Temel taktiğinin detayı yoğun pres, topu hızlı kazanmak ve hızlı ver-kaçlardır. Burada gösterdiği başarıyla Tottenham'ın yeni teknik direktörü olur. Liverpool'a imza atan teknik direktör Jürgen Klopp'un "gegenpressing"i İngiltere'ye damga vurur. Cox, Leicester City'nin 2015-16 sezonunda yaşadığı peri masalımsı şampiyonluğuna da ışık tutar. Claudio Ranieri, göreve geldiğinde takımın genel düzenini pek ellemezken, değişiklikleri yavaş yavaş gerçekleştirir. Dörtlü savunma formasyonuna geçirdiği Tilkilerin savunmasını kuvvetlendirmeye başlar. 4-2-3-1 formasyonunda, savunmanın önündeki ikilisine hep çok önem verir ve hücumda Leicester City'den bir kontraatak takımı yaratır. Beklerine daha defansif özellikli futbolcular yerleştirir. Uzun boylu stoper tandemi kurar. Yeni transfer N`Golo Kante orta sahada fark yaratan ve çalışkanlığıyla dikkat çeken bir futbolcu olur. Riyad Mahrez kanatlardan ofansif orta sahaya çekilip lider rolünü üstlenir. Jamie Vardy ise golleriyle bu efsanevi şampiyonluk için en çok mücadele edenlerdendir. Ertesi sezon Chelsea'nin başına geçen İtalyan çalıştırıcı Antonio Conte ile üçlü savunma Premier Lig'de yine trend olur. Conte'nin Chelsea'si top kendilerindeyken hücumda bir anda beşli hale gelir ve dörtlü savunmalara karşı fark yaratır. Conte'nin ana dizilişi 3-4-3 şeklindedir ve esnek bir haldedir, yani hücum ederken 2-3-5 şeklinde bir formasyona geçerler. Conte'nin taktiksel zekasıyla 2017 yılının şampiyonu olurlar. Bir sonraki sezonla birlikte Premier Lig için Pep Guardiola ve Manchester City dominasyonu başlar. Pas oyunu ve hızlı geçişlere önem veren, hücumu da savunmayı da takım halinde yaptıran Pep Guardiola, taktiksel zekasıyla City'den adeta bir canavar yaratır. İspanyol çalıştırıcı, özellikle kaleci ve savunmacılarını ayağı kuvvetli ve iyi pas yapan isimlerden kurar. Genel taktik dizilişleri 4-2-3-1 olarak dikkat çeker. Ancak Guardiola, sezon boyunca maç içinde dizilişiyle de çok oynar ve takımını esnek bir hale getirir. Çoğunlukla takımı hücumdayken Conte'vari güncellenmiş bir beşli yapı kurar. Orta sahaları teknik, kanatlar ve santrforlar ise hızlı futbolculardan oluşur. Guardiola Premier Lig'e, takımı da Guardiola'ya uyum sağlar. Rekorları alt üst ederek şampiyon olurlar. Bir sonraki sezonda da şampiyonlukları devam eder. Sonraki sezonda Maurizio Sarri Chelsea'de ve Antonio Conte Tottenham'da görev alır. Değişen aut kuralıyla birlikte 2019 yılından itibaren Premier Lig'de geriden oyun kurma kavramı ve savunmacıların konumlandırılması önem kazanır. Günümüz futboluna yaklaşırken, deneyimli çalıştırıcılar Pep Guardiola ve Jürgen Klopp'un yaptığı bek devrimleri, önce İngiltere'yi ve sonrasında tüm dünyayı etkisine alır. Başarılı teknik direktörler, beklerini orta sahadan devşirirler ve böylelikle iki yönlü kanat bekler yaratırlar. Guardiola'nın Zinchenko ve Fabian Delph gibi orta sahalardan sol kanat bek yaratması, Jürgen Klopp'un Liverpool akademisinde orta sahada oynayan Trent Alexander-Arnold'u sağ beke çekmesi halen akıllardaki muazzam hamlelerdir.
Edebiyat
KarambolMichael Cox · İthaki Yayınları · 202511 okunma
··
758 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Uzun ama çok çok güzel bir inceleme olmuş, tamamını keyifle okudum 💯🙏🙏 Futbolla ilgili olarak Gölgede ve Güneşte Futbol' u da tavsiye edebilirim 👍
Batuhan Babaoğlu
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim 😊 o zaten futbol kitapları arasında bir klasikti