·107 syf.····Okunma: 22 Ağustos 2025 12:46 Kitabı bir günde, aralara yayıla yayıla okudum. Başlarda pek çekmedi; parçalı ve gazeteci üslubu beni biraz dışarıda bıraktı. Ama sayfalar ilerledikçe öfkem büyüdü. Kasabada neredeyse herkes cinayetin işleneceğini biliyor; kimi “nasıl olsa biri engeller” diye düşünüyor, kimi de “onur” ve geleneklerin ardına saklanıp susuyor. Bu toplu suskunluk, yaşadığımız toplumla acı bir benzerlik kurdurdu bana.
Santiago Nasar’ın öldürülmesi bir kişinin şeytani planından çok, herkesin küçük ihmallerinin toplamı gibi—belki de en çarpıcı tarafı bu. Angela Vicario’nun verdiği isim etrafındaki belirsizlik (gerçekten o muydu, değil miydi?) ve açık bir pişmanlık ifadesinin gelmemesi sinir bozucu. Finaldeki otopsi sahnesi ise tüyler ürpertici; “onur” adına işlenen bu cinayetin ne kadar vahşi ve anlamsız olduğunu yüzüme vurdu. Tür olarak tam benim damarım olmayabilir; yine de yazarını sevenler için güçlü, benim içinse sevmekten çok üzerine düşünmeye zorlayan ve sinir bozucu derecede gerçek bir metin.