Namık Kemal ’in İntibah romanını okurken en çok dikkatimi çeken şey, aslında çok tanıdık gelen bir hikâye anlatması oldu: yanlış insana güvenmek ve bunun bedelini ağır ödemek. Ali Bey’in Mahpeyker’e kapılıp gitmesi bana, insanın duygularına yenik düştüğünde nasıl körleşebileceğini düşündürdü. Özellikle Mahpeyker’in çıkarları için her şeyi göze alan tavırları, romanı sadece bir aşk hikâyesi olmaktan çıkarıp bir karakter çözümlemesine dönüştürüyor. Dilâşub ise tam tersi, içtenliği ve sadakatiyle sanki “doğru olan”ı gösteren bir pusula gibi duruyor ama Ali Bey bunu göremediği için hayatının yönü tamamen değişiyor. Bence romanın en güçlü yanı, insanın kendi hayatını nasıl kendi elleriyle karartabileceğini göstermesi. Okurken bir yandan Ali Bey’e kızıyor, bir yandan da onun saf duygularına üzülüyorsunuz. Bu yüzden İntibah, sadece Namık Kemal’in edebiyatımıza kazandırdığı ilk romanlardan biri değil; aynı zamanda insana kendini, seçimlerini ve hatalarını sorgulatan bir eser.