Özdenören Anısına
7/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2025 98. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 25 Ağustos 2025 16:01
Edebiyat camiasının belirli bir kesimine ne biçim bir etki bıraktığını muazzam bir şekilde şahit eden bir sayı olmuş. Dergiyi okurken Açık Mektuplar adlı bir kitabını okudum ve eleştiri üslubuna dair fikirlerim de oluştu. Ama yine de onu sağlığında ona eşlik eden edebiyatçı dostlarından daha iyi tanımlayacağımı düşünüyorum. O yüzden onların yazılarından sevdiğim yerleri derleme kararı aldım; Rasim Bey kısa hikâyelerinde kendine mahsus bir tarz ve şekil geliştirir. Fertten aileye, topluma sürekli olarak kültürel değişimi yazar. Modernleşmeyi, batılılaşmayı hem sanat alanında hem hikâyelerinde hem de deneme yazılarında, fikir yazılarında ele alır. Rasim Bey'in hikâyeciliği belli bir dönemde gazeteciliğe, köşe yazarlığına geçişine zemin hazırlar. Çeşitli resmî görevlerle birlikte yazarlığı da sürdüren Özdenören'in 40'dan fazla kitabı yayınlanır. Bu kitapların 14 tanesi hikâye kitabı, 1'i roman, 26'sı ise ise deneme ve fikir kitaplarıdır. Köşe yazarlığına Yeni Devir'de başlamış, Yeni Şafakda devam ettirmiştir. Müstear isimler yanında kendi imzası ile de sürekli olarak yazar. Bu gazete köşe yazıları bir edebiyatçı mütefekkire yakışır tarzda deneme yazıları veya fikir yazılarıdır. Aktüel siyasete gazete yazılarında çok az yer verilmiştir. (Mehmet Doğan) müzik ilgisi; Rasim ağabey müzikle çok yakından ilgilenirdi. Bizim hiç bilmediğimiz, hiç duymadığımız müzisyenleri bize dinletirdi. Bu konuda şöyle bir yaklaşımı vardı: formel müzikten, notalara sıkı sıkıya bağlı müzik yapmalardan hoşlanmıyordu. "Bir insan ciğerden söylemeli, ciğerden söylemeli derken de "söylediğini hissetmeli ve içinden geldiği gibi söylemeli." derdi. Bu tarz müzik yapanları daha çok önemseyip onları bize dinletiyordu. Ritim ve ahengin çok önemli olduğunu sohbetlerinde telaffuz ediyordu. Dolayısıyla ritim ve ahengin karşılık bulduğu en önemli şeyin de müzik olduğunu düşünüyordu. Hayatın da ritim ve ahenkten ibaret olduğunu söylüyordu. (Ömer Faruk ergezen) Roman, öykü, hikâye ve şiir poetikaları ve bunların birbiriyle olan ilişkileri konusunda âdeta sonu gelmez konuşmalar yapardı. Dostoyevski ile Faulkner'ın roman anlayış ve üslupları, W. Woolf'un bilinç akışına yaslanan dili; Sezai Karakoç'un şiiri ile düz yazıdaki dil ve söylemi, bu dilin Necip Fazıl'ın dilinden farklı olan yönleri ve bu sanatçıların eserlerinde ortaya çıkan kültürel, sosyolojik, estetik ve dilsel özelliklerin nasıl kotarıldığı konusundaki yorum ve yaklaşımları bana son derece ilgi çekici geliyordu. İngilizce ve çeviri üslubu; Hiç unutmuyorum, o sayfalarda, muhatap alınan birine karşı söylenen "boy," "ass" gibi sözcükler geçiyordu. "Burada, 'boy' kelimesini Türkçeye 'çocuk' diye çevirmek hiç doğru değil." dedi. "Bunu, konuşmanın gelişine göre, burada 'evlat' diye çevirmek daha doğrudur. Aynı şey 'ass' kelimesi için de söz konusudur. 'Ass' kelimesi genel dil kullanımında 'eşek' anlamına gelir. Ama bu kelimeyi burada Türkçeye 'kıçım' diye çevirmek gerekir; öyle daha yerinde bir çeviri olur. Çünkü biz Türler bu tür senli benli konuşmalarda, karşımızdakine 'eşeğim' demeyiz. Bu kelimeyi, böyle bir kullanımda, Türkçede en iyi 'kıçım' kelimesi, hatta g harfi ile başlayan kelimemiz karşılar." (Turan Koç) Dostoyevski Merakı Rasim Bey Dostoyevski'nin romancılığına vurgundu. Dostoyevski'deki insanın derinliklerine inen delici bakışı, kalemi romancılıkta onu zirveye taşıyordu. Dostoyevski mi Tolstoy mu sorusunun cevabı Rasim Abi'de çok net ve değişmezdi. O oyunu hep Dostoyevski'ye veriyordu. Hece dergisinin Dostoyevski Özel Sayısı büyük ölçüde Rasim Özdenören'in tercihiydi. Rasim Abi Türk romancılarından da Peyami Safa'nın romancılığını beğenirdi. (Ali Ulvi Temel) ~~~~~~~~~~~~~~ Dostoyevski onun favori yazarıydı. Tolstoy mu Dostoyevski mi tartışmalarında hep Dostoyevski'yi tutardı. Çünkü ona göre Dostoyevski ciğerden yazardı. Bu "ciğerden" kelimesi sanki ona göre sanatçı ve eseri için kriteriydi. Bir roman, bir şiir, bir şarkı ciğerden yazılmış, söylenmişse o gerçek bir eserdi. "Ciğerden" kelimesi yaşayarak, duyarak, insanın ta içerisinden çıkan en samimi ses demekti bir bakıma. Dostoyevski'nin eserleri de ona göre tam böyleydi. Bu yüzden mutlaka Dostoyevski sayısında yazmak istiyordu. (Atıf Bedir) O bir gül yetiştiricisiydi. Boyutu kısa ama içeriği geniş ve derin analiz gerektiren "Gül Yetiştiren Adam"anlatısıyla Cumhuriyet sonrası toplumsal yapımızı tüm çarpıklığıyla analiz edebilen başarılı bir eser de bıraktı bize. O, gül yetiştiriciliğini içe kapanarak değil alanlara çıkarak, toplumsal yaşamın içinde yer alarak, öyküleriyle, denemeleriyle, konferanslarıyla  toplumun tüm katmanlarına ulaştırmaya çalışarak yaşadı. (Ali Göçer) Özdenören'in denemelerinde vurguladığı diğer husus "Edebi eser her yeni yoruma açık olmalı." düşüncesidir. Özdenören'in hep ileri bakan, farklılaşabilen, gerektiğinde yeni durumların tabiatında gerektirdiği biçimde hareket eden bir duruşu vardır. Eleştirilebilir ama kendi zemininde istikrarlı olduğu için bu tutum onu avangart bir yazar da kılmıştı. (Recep Seyhan) İkinci belirlemem şu: Özdenören, dünya edebiyatının modernist kalemleri arasından zirve diyebileceğimiz isimleri önemsedi. Sevdi. Onların edebiyatlarını bizim yerli kültürümüzle birleştirdi. Örneğin mutasavvıf menkıbelerini modernine dilin soğukkanlı anlatımı içinde verdi. Denize Açılan Kapı bunun en güzel örneklerini içerir. Değer verdiği modernist kalemlerin başında Faulkner gelir. Joyce gelir. Bilenler bilir, bu kalemler zor kalemlerdir. Okurla aralarında mesafe vardır. Dünyalarına hemen giremezsiniz. Modernist estetik de zaten bunu gerektirir. İşte her türlü sosyolojik zeminin hazır olmasına rağmen, Özdenören'in metinlerinin hiçbir zaman kitlelere gerçek anlamıyla ulaşamamasının sebebi (bu asla bir olumsuzluk içermez benim nazarımda) kendisini bu poetikanın içinde konumlandırmış olmasıydı.(...) Üçüncü belirlemem: Özdenören, 1970 sonrasında kalem oynatan ve dinî endişeleri olan, sonradan sayıları çokça artan yüzlerce edebiyatçının akıl hocalığını üstlenmişti. Çünkü Ruhun Malzemelerini yazmıştı. Gerçek anlamda bir teorisyendi. Teorik denemeleri bu kitapla kalmadı. Sonradan çok fazla deneme kitabı yayımladı. Bunların bazıları da poetik özellik içermekteydi. Bu sebeple, alandaki teorik boşluğu Karakoç gibi Özdenören de doldurmayı başardı. Böyle bir niyeti hemen hemen hiç olmadığı hâlde ... (Abdullah Harmancı)
Edebiyat
Hece Dergisi - Sayı 309 (Eylül 2022)Hece Dergisi · Hece Dergisi · 20226 okunma
·
154 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.