7/10
·130 syf.··
Beğendi
·
2025 35. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Ağustos 2025 16:15
Gencecik yaşta veremden hayatını kaybeden ama küçüklüğünden beri kalemi elinde olan #NabizadeNazım ‘on ölümünden sonra yayımlanan kitabı #Zehra şüphesiz ki hayatta olsaydı ününe ün katardı. Doğrudan doğruya gerçekçiliği uygulayarak, romanı yazarken İstanbul tulumbacılarının (itfaiye) o günkü hayatı, bahsi geçen yerler ve cinayet soruşturması hakkında araştırmalar yapmış. “Görüleceği gibi roman aşırı kıskanç bir kadının kocasından intikam alma tutkusu çevresinde gelişen olaylarla örülür. Kahramanların psikolojik derinliğinin verilme çabası, farklı toplumsal kesimleri ve tiyatrocular, tulumbacılar gibi meslek gruplarının ve farklı mekân ve çevrelerin ayrıntılarıyla romanda yer bulması, eseri gerçekçi kılan başlıca unsurlardandır. Bu özellikleriyle Zebra, Tanzimat edebiyatının ilk örnekleri ile Servetifünun romanı arasındaki geçiş dönemini en iyi yansıtan eserlerden biri olarak edebiyat külliyatımızda hak ettiği yeri almıştır.” - Engin Kılıç / Sunuş Suphi, iyi eğitim almış, babası düzenini kurduktan ve onu bir tüccarın, Şevket’in yanına yerleştirdikten sonra rahmetli olmuş, annesi ile yaşayan bir delikanlı. Ustası Şevket ise genç yaşta parasının üstüne kata kata saygın bir tüccar olmuş. Ancak kızı Zehra’dan yana çok dertli ve kendine çok yakın gördüğü Suphi’ye sıkıntısını dökmekte. Zehra evvelinden beri çok kıskanç bir kız. 16-17 yaşlarında. Kardeşi Bedri’yi doğduğu vakit birkaç kez boğmaya bile yeltenmiş. 2 yıl önce annesini kaybedince bir durulmuş ama huyu değişmemiş. Bilinçaltına yerleşen bu kıskanç kız artık Suphi’nin hayallerine girmeye başlamış. Hiç yüzünü görmediği halde adını ‘acıma’ koyduğu duygu ile hep onu düşünür olmuş. Bir gün iş için Şevket’in evine gitmesi gerekmiş. Selamlık bölümündeyken çok sıkılmış ve işten kaytarmak için avluda dolaşırken çatık kaşlı, vahşi gözlü ama güzeller güzeli Zehra’yı görmüş. Tam bu esnada Şevket denk gelmiş ve durumu hoş görmüş. İzin verip göndermiş Suphi’yi. Bedeni gitse de aklı orda kalmış. Kendini kaybetmişçesine Zehra’yı düşünüyordu. Onu bahtiyar etmek ve bu şekilde kendi de bahtiyar olmak istiyor, bu fikir evliliğe çıkıyordu ama kıskançlığını bile bile göze alabilecek miydi? Bu tesadüf ikisini de aynı hale düşürmüştü. İki tarafında halini anlayan ve durumdan memnun olan Şevket akışa yön vermişti. “Zehra Hanım, Suphi Bey’e nikahlanmıştı, vukuatın şu kalıba dökülmesi iki gencin yaşam tarzlarına büyük bir değişiklik getirmişti. Artık bundan sonra birbirleri için, birbirinin aşkıyla, birbirinin ümidiyle yaşamaya başlamışlardı.” Düğünden sonra Şevket’in rahat ve mutlulukları için aldığı Üsküdar’daki harika manzaralı köşke yerleştiler ve yedi buçuk ay masallar gibi geçti. Sonra bir şüphe düştü Zehra’nın içine. Muzdarip oldu ve kıskanç halini kocasına yansıtmaktan çekindi. Durulur gibi olduğu vakit Suphi’nin annesi geldi yanlarına. Gelini ve oğlu rahat etsin diye bir hizmetçi kız getirdi. Sırrıcemal, tabiri caizse bir içim su. O günden sonra Zehra eski halinden bile beter oldu. Kız bunun farkındaydı ve göze batmamak, hanımının gözüne girmek istiyordu. Zehra ise Sırrıcemal’e eziyet ediyordu. Başlarda karısının korkusundan olaya müdahil olmayan Suphi zamanla kıza acımaya ve daha da ilerleyen zamanlarda kızı aklından çıkaramamaya başlar. Bir gün bir başbaşa denk gelişle ilanı aşk edilir. Bu aşk ilanı Sırrıcemal’e özgüven verir. Hanımını sevse ve kendisine acısa da, efendisinin beğenisini kazanan güzelliği onu gururlandırır. Suphi zamanla arsızlaşır ve karısına rağmen ilişkisini ilerletir. Sırrıcemal hamile kalır. Bu süreçte Zehra babasını kaybeder ve düşman olarak gördüğü kaynanası, kocası ve Sırrıcemal karşısında bir başına savaşır. (Kardeşinin akıbetinden varlığından hiç söz edilmiyor) Kocasına karşı hala sevgi beslediği için ve kocasının da kendisini tamamen silmediğini düşündüğü için pes etmez, hamile kalmaya çalışır ve sakin, tatlı bir hale bürünerek onu geri kazanmaya çalışır. İki kadının kendisi için verdiği mücadeleyi zevkle izler Suphi. Ancak Sırrırmal’in rahatı ve huzuru için ikili ayrı eve çıkar, Zehra ve Münire birlikte yaşar. Münire bir taraftan oğlunun hasretiyle yanıp tutuşuyor bir yandan da gelininin her gün derecesi artan azarlarına, gönül kırmalarına göğüs germeye mecbur kalıyordu. Bütün bu felaketlere kendi sebep olmuş, iki genç arasına bir üçüncü genci kendi elleriyle atıvermişti. Sırrıcemal için Zehra’dan boşanma noktasına gelmişti Suphi. Bütün bu olanların intikam hırsı içinde büyük bir ateş yakmıştı Zehra’nın. Planlar yapmış, kafasında kurmuş, yaşadığı aldatılmanın, bir yosma uğruna terk edilmenin intikamını hepsinden almak için ince ince yapmıştı planını. Herkesin sırası gelecekti. Bir gün kendisinin bile. Suphi’nin kadın düşkünlüğünün farkında olduğu için bir fahişe sarmıştı başına. Planı tıkırında gitti ve Ürani için de Sırrıcemal harcandı. Bunu kaldıramayan Sırrıcemal intihar etti ama Suphi bunu hiç öğrenmedi. Zehra intikam için Suphi’nin yanında çalışan delikanlı Münir ile evlendi ve dükkanın sahibi oldular ama Suphi’nin gözü Ürani dışında hiçbir şey görmedi. Planlandığı üzere Ürani onu soyup soğana çevirdi, bütün müsrifliği ile beş parasız bıraktı ve sonunda yoldan çıktı. Ama Zehra’nın içi soğumadı. İntikam uğruna birçok insan öldü. Suphi berduş oldu sürgün yedi ama yine de Zehra ne intikam mutluluğu duydu ne de o rezil adamın aşkını içinden atabildi. Kendi de mutsuz bir sona gitti. Suphi… Başına ne gelse hak eden çapkın, serseri bir adam. Aşkından öldüğü her kadının sonunu getirdi. O kadar gerçek bir karakter ki. Sanırım bu hikayede haklı ya da haksız değil kimse. Suphi dışında. O tamamen suçlu. Etti, buldu. Akıcı bir metindi. İstanbul’un değerli sokaklarını dolaştırdı. Gerçek, hayattan karakterler sundu. Beğendim.
ZehraNabizade Nazım · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202415,3bin okunma
56 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.