Aziz dostlarım…
Konuşacak nefesim yok,
Dilim taş kesildi, midem boşluktan kavruldu.
Kamet getirin de namaza duralım;
Belki açlığımızı gök doyurur,
Belki susuzluğumuzu rahmet keser.
Ama ey dostlar…
Bebeklerin çığlığı göğe yükseliyor,
Mezarlıklar beşik oldu onlara.
Ölü çocukların üzerine kapanan anneler,
Göğüslerinden süt değil,
Gözlerinden kanlı gözyaşı akıtıyor.
Kadınlar ekmek kuyruğunda değil artık,
Kefen kuyruğunda bekliyor.
Erkekler yiğitlikleriyle değil,
Evlatlarının cansız bedenlerini taşıyan
Titreyen kollarıyla anılıyor.
Her sokakta bir ağıt,
Her evde bir yas,
Her taşın altında bir mazlumun nefesi var.
Yetimlerin aç karnı değil,
Boğazındaki düğüm konuşuyor artık.
Ve siz…
Altın tahtlarda oturan yüzsüz liderler!
Kudüs yanarken gözlerinizi yumanlar!
Hz. Ömer olsaydı içinizde,
Bir yetimin ekmeğini sorardı hesabına;
Siz, binlerce yetimin mezarına bakıp da
Hâlâ susuyorsunuz!
Hz. Ali demedi mi:
“Zulme rıza, zulümdür.”
Siz zulmü seyrediyorsunuz,
Kendi sofralarınızda gülüşürken
Filistin’deki sofralar taşla doluyor.
Aziz dostlarım…
Ben açlıktan değil,
Kardeşlerimin kanıyla yanıyorum!
Ben susuzluktan değil,
Yetimlerin gözyaşıyla boğuluyorum!
Peygamberimiz buyurmadı mı:
“Komşusu açken tok yatan bizden değildir.”
O halde bizden kim kaldı?
Ümmetten kim kaldı?
Vicdandan kim kaldı?
Ben artık konuşacak kadar tok değilim,
Ama secdeye varacak kadar imanım var.
Kamet getirin de namaza duralım;
Belki bu açlığı değil,
Bu yangını değil,
Bu ihaneti değil…
Sadece Rabbimizin merhametini doyurur yüreğimiz.