Gülayşe Koçak, ülkemizde hak ettiği değeri göremediğini (underrated) düşündüğüm müstesna bir yazar. Biyografisine bakıldığında çok iyi bir eğitim aldığını, çok yönlü uğraşılarının ve sanatçı bir kişiliğe sahip olduğunu görmekteyiz. Yaratıcı yazma ve düşünme atölyeleri, çevirmenlik ve müziğin (piyano) yanı sıra, “eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliği” başta olmak üzere etkili yazma teknikleri, çatışma yönetimi, iş yazışma teknikleri gibi muhtelif konulardaki pek çok eğitim ve seminerde imzası bulunmakta.
Topaç , yazarın 2004 yılında ilk baskısı çıkmış olan distopya tarzındaki romanı. Özgün terimlerin kullanıldığı, yavaş bir çözülüm gösteren bir akış karşılıyor okuru. “Melisettö”, “Lafönj”, “özlük”, “filtre”, “kalkanmak”, “hiskov”, “canyak”, “okma” gibi özgün terminolojilerle romanın kurgusu ve dünyası ilk başta yabancı gelse de, akış ilerledikçe okur bunlara alışıyor ve tüm bu kavramlarla kurulan distopik gerçeklik daha tanıdık bir hâle geliyor.
En genel ifadesiyle bir dönem, toplum ve sistem eleştirisi olduğunu söylemek mümkün:
- Şiddetin sıradanlaştığı, sokak çocuklarının vahşice dövüştürüldüğü, topluluk içinde hayvanların öldürüldüğü bir dönem,
- Her türlü duygunun rafa kaldırıldığı, sevgi ve hoşgörünün neredeyse unutulduğu, vicdanların köreldiği, maddi ve manevi tüm kaynaklarını tüketmiş bir toplum,
- İnsanların duyu ve algılarını “özlük” ve “filtre” gibi araçlarla kapatarak onları sis, belirsizlik, duyarsızlık ve tepkisizlik sarmalında yaşamaya mahkûm eden bir sistem.
Böylesi bir ortamda, bireyler; dayatılan korku ve yasaklarla kuşatılmış, toplumsal belleklerini ve kendilerini insan yapan tüm özellikleri kaybetmiş bir görüntü içinde. Bunca olumsuzluk içeren bir resimde, umut verici olan tek şey, hayvanları kurtarmaya çalışan bir çocuk, intiharı önlemeye çalışan bir kadın gibi münferit olaylarla beslenen umut kırıntıları.
Hikâye edilen hâl ve durumlar aslında gerçek hayattan da maalesef oldukça tanıdıklar.
Topaç'taki çarpıcı ve sürükleyici kurguya rağmen, bir okur olarak beklentimi karşılamayan iki husus ise şunlar oldu:
- Olayların iyiden kötüye veya kötüden iyiye doğru evrilmesi biraz hızlı anlatılmış. Bu süreçler biraz daha detaylandırılabilirdi.
- İnsanlığın ve toplumların içinde bulundukları çıkmaz sokaklardan, his ve gerçeklik algısı yitiminden kurtulması ve benliğine yeniden kavuşması adına daha net ve güçlü öneriler sunulması, hikâyenin sonunda bunun daha görünür kılınması güzel olurdu.
Aslında bu kitabın bir devam serisi olsaydı eminim çok güzel olurdu. (Muhtemelen yazar, mesajını vermiş olmayı yeterli bulmuş ve konuyu, hikâyeyi sündürmeye kendi adına pek gerek görmemiş.)
Son tahlilde, her iyi okurun kitaplığında bulunmasını önereceğim özgün bir eser.
TopaçGülayşe Koçak · Yapı Kredi Yayınları · 201643 okunma