·176 syf.····Okunma: 28 Ağustos 2025 15:55 Canlıların amacı üremek.. Soylarının devamını sağlamak ve daha sağlıklı, güçlü genler oluşturmak. Ama insanların duygusal zekası artık önünü alamayacak kadar gelişti. Amacı sadece üremek olarak kalmadı. Yaşamak, yaşarken anlam arayışında olmak, yardımlaşmak, gelişmek... Ve en önemlisi de BEN'i tanımak, BEN ile yaşamak.
Kitabımız yeni doğum yapmış bir kadının ağzından oğluna yazılıyor. Oğluna bir anı kalsın diye onun hakkında yazmaya başlıyor fakat kadın BEN'in duygularını, düşüncelerini, zorluklarını anlatmaya başlıyor. Mutluluğunu, hüznünü, hayal kırıklığını, yaşadığı zorlukları...
Bu iş tarihin neresinde koptu hiç bilmiyorum ama doğurgan olan dişi olduğu için ve süt veren de o olduğu için anne - çocuk hep yanyana oluyor, olmak zorunda kalıyor. Anne daha karnında o çocuğu hissederken bile bir bağ kuruyor, sonrasında elbette ki bu bağ anne ve çocuğu hiç ayıramıyor. Çünkü annelik yürekten hissediliyor, o bebek sizin bir parçanız oluyor ve içinizden dışarı çıkıyor. Ama babalık (burada babalığı küçümsemek değil amacım) içgüdüsel değil. Yani çocukla bir bağı olmadan erkeklerin kucağına bir bebek veriliyor ve babalar emzirmediği ve içgüdüsel olmadıkları için anneye göre de daha az zaman geçiriyorlar. Evet ve kadın erkek birbirinden çok farklı beklentileri olan, duygusal seviyeleri ve hormanları bambaşka iki canlı.
Ama zaten kitapta da anlatıldığı gibi hiçbir kadın erkeklerin annelik yapmasını beklemiyor, erkeklerden sadece ama sadece kadınların ne yaşadıklarını anlamasalar bile birazcık yardım ve anlayış bekliyorlar.
Zaten monotonlaşmış bir evliliğin üstüne bir de çocuk olunca kadın çok fazla yalnız kalıyor ve kopuş başlıyor. Hiçbir erkek kadınların bu süreçte ne yaşadığını tam olarak anlayamaz. Ama ortak bir evlat büyütürken biraz destek olmak da hiçbir erkeğe zor gelmemeli. Çocuk sadece anneye ait değildir, sperm kadınlara lütuf değildir.