Kitap 3 kişilik aşk üçgeni arasında gezinip duruyor. İki erkek figüründen biri güvenli bağ kurup şefkat sağlayabilirken, diğer erkeğimiz
Asa: Carter'a göre daha dürtüsellik, kontrol ihtiyacı, manipülasyon ihtiyacı duyan birisi. Çocukluğunda yaşadığı acılar hâlâ ondan bir parçaydı. Asa küçüklüğünde erken ve KÖTÜ deneyimlere maruz kalmış bir oğlan. Bu tür erken deneyimler empati gelişimini tamamlamamasına ve saldırganlıkla beraber korunma stratejilerini pekiştirmiş.
Sloan yani kadın karakter her ne kadar acımasız olsa da davranışları, duygusal ve pratik güvenlik sağlıyor. Ayrılmasında şiddet, aldatma, para ve duygusal bağlarını topladığımızda kararlar seçim değil mecburiyeti gösteriyor. Yani ayrılması bir nevi zorunluluktu.
Carter ise hem güvenli bir liman olmuş hem de mesleği gereği lekelidir. Carter, kurtarıcı olarak Sloan'ın hayatına girdi. Kurtarıcı olmak, öznel memnuniyet de sağlar ama yardım eden kişi de sınırlarını iyi çizmelidir. Bu özelliği Carter'da göremedik.
Kitapta sloan aşk üçgeninin merkezinde. Sadece iki erkek arasında kalan kadın klişesi değil, aslında hayatta kalmaya çalışan bir kadın.
Sloan, genç yaşta hayatın karanlık yönleriyle tanışmış bir kadın. Aşk onun için hem kurtuluş hem cesaret demek. Asa ile tanışıyor, karizmatik, çekici ama tehlikeli bir adam. Asa’nın cazibesi ve manipülatif kontrolü, Sloan’ı kısa süreliğine büyülüyor ama şiddet ve tehdit, aralarındaki bağı karmaşık bir şeye dönüştürüyor. Okur Sloan’a dışarıdan bakarken neden gitmiyor? sorusunu soruyor ama Hoover bu sorunun ardındaki psikolojik gerçekleri, travma bağlarını, bağımlılık döngüsünü ve korkuyu kitapta derinlemesine anlatıyor. Ch'ın romanı sadece bir aşk hikâyesi değil. Çok geç, aşk ile esaret, korku ile tutku, bağımlılık ile özgürlük arasındaki çok karıltırılmış ufak çizgiyi okutuyor. En sonda Asa'nın cenazesinde Sloan'ın dedikleri çok gerçekti. Kitabın birkaç cümlelik özetine girer. Çok GeçColleen Hoover