Bu coğrafyanın şairleri genellikle öldükten sonra anlaşılır. Birhan Keskin de, kader arkadaşlarıyla aynı yazgıyı paylaşacak gibi görünüyor. Popülerliğini şiirinin önüne koyan, edebiyatı sosyal medya story’lerine meze eden isimlerden değil; tam tersine, sessizliğiyle, mesafesiyle ve samimiyetin yalnızlığıyla şiirini inşa edenlerden. Tanınırlığı, Didem Madak gibi kıymetine borçlu bir bilinirliği hak ediyor.
Şiirlerinde özeleştiri var, fakat bu özeleştiri kuru bir iç hesaplaşmaya sıkışmıyor; biyografik acılarla, toplumsal bir yansıma ile birleşiyor. Bir yandan didaktik, neredeyse “şiir nasıl yazılır, şair nasıl olunur”u acılarıyla tarif ediyor. Diğer yandan hayata bulaşıyor; kişisel tasvirleriyle içine dönüyor, sitemlerini ise dışarıya haykırıyor.
Şiirlerinde “severken kusursuz olmanın vicdani rahatlığı” da var, “sevilirken hata payı bırakmanın bedeli” de.
Bu kitap, alınma aşamasında bile bir emeği hak ediyor.
Birhan Keskin’in kitabı, kadının aşktan bahsedince edebiyatta neler başarabileceğinin de göstergesi. Her sayfasıyla aşkı erkeğe endeksleyen zihniyeti yerle bir ediyor. Sevginin cinsiyeti olmadığını, aşkın yalnızca erkek diliyle anlatılamayacağını kanıtlıyor. Kadının da sevebileceğini, adım atabileceğini, aşkıyla mücadele edip sevdasını bastırmayı da büyütmeyi de bildiğini gösteriyor.
Edebiyat yalnızca Özdemir Asaf’ların, Cemal Süreya’ların değil; Didem Madak’ların, Birhan Keskin’lerin de alanıdır. Ne aşk erkeğin tekelindedir, ne de sevgi yalnızca kadının omuzlarına yüklenmiştir. Y’ol, bize bu gerçeği bir kez daha hatırlatıyor.