Başta hiçbir şey anlamadım. O kadar parça parça, o kadar bulanık ilerliyor ki, bazen kitabın kendisi değil de beynimin içerisini okumaya çalıştığımı hissettim. Ama sonasında farkettim ki kitabın meselesi kitabı anlamak değil, anlamamak. Çünkü "Gece" karanlığın içerisinde kaybolmuşluk, anlamlandırmaya çalışsan da bir çıkış yolu bulamadığın, kimsenin sana bir el uzatmadığı bir roman.
Kitapta ne oluyor: Aslında belirli bir olay örgüsü yok. Bazen bir yazarın kendi yazdıklarını sorgulaması, bazen isimsiz birinin sokaklarda kaybolması, bazende rejimin görünmeyen baskısını okuyorsunuz. Her cümle yarım, her düşünce karmaşık. Ama bunların hepsi o gece hissini anlatıyor. bu kitap Türkiye'nin hiç bitmeyen karanlık dönemlerine bir ağıt. Okurken çokça "ben mi anlamıyorum" dediğim, sonrasında aslında kitabın analaşılmamak için yazıldığını anladığım bir roman. Çünkü karanlığı anlatmak, baskı içerisinde insanların kendilerinin silinişini izlemesini anlatmanın yolu karanlık yazmaktır.
Sonuç olarak Gece kolay okunacak bir kitap, giriş gelişme sonucun bulunduğu bir roman değil. Hikaye okuyorum gibi değil de kabus izliyorum diye başlanması gereken bir kitap.