-Yazık, şairler kadar cesur değilim
Çocukların üşüdükleri anlaşılıyor bütün yaşadıklarımdan-

-Karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak-

Benim adım insanların hizasına yazılmıştır.
Her gün yepyeni rüyalarla ödenebilen bir ceza bu.Keşke yağmuru çağıracak kadar güzel olmasaydım
Ölüm ve acılar çatsaydı beni
Düşüncem yapma çiçekler kadar gösterişli ve parlak
Sözlerim ihanete varacak doğrulukta olsaydı.

-Karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak-

Tuba Taş, bir alıntı ekledi.
3 saat önce · Kitabı okuyor

“Bu gece telafi ettin sayılır,” dedi Harry. “Kılıcı aldın. Hortkuluk'un işini bitirdin. Hayatımı kurtardın.”
“Böyle söyleyince, olduğumdan çok daha havalıymışım gibi geliyor kulağa,” diye mırıldandı Ron.
“Böyle şeyler her zaman, olduğundan daha havalı gelir kulağa zaten,” dedi Harry. “Yıllardır bunu anlatmaya çalışıyorum sana.”

Harry Potter ve Ölüm Yadigarları, J. K. Rowling (Robert Galbraith)Harry Potter ve Ölüm Yadigarları, J. K. Rowling (Robert Galbraith)
Sultan SALGIN, Sevgi Uğruna Yaptıklarımız'ı inceledi.
3 saat önce · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 8/10 puan

"Neden ağlardın?"
"çünkü o benim sahip olamadığım annemdi"
Angie derin bir nefes alıp bitkin bir iç geçirişle dışarı verdi.içinden bir şeyler taşıyordu;üzerindeki baskı hafifleyinceye kadar ne kadar sıkı kucaklaştıklarını fark etmemişti.o ve lauren işte bu yüzden bir araya gelmişti.Bu mükemmel anı yaşamak için.Lauren1ın eline uzanıp"yanındayım ,lauren" dedi nazikçe
gözyaşları laurenin yanaklarına süzüldü"ah angie"dedi"çok özür dilerim"angie ona tekrar sarıldı"özür dilenecek birşey yok ortada"teşekkür ederim angie"dedi kısık sesle ve geri çekşldi.
angienin yüzü yumuşayıp gülümsedi."hayır ben sana teşekkür ederim"
"sana sıkıntıdan başka birşey vermeyip gece uyutmadığım içinmi?"
"anne olma duygusunu bana tattırdığın için.şimdide büyükanne olmayı.boş geçen onca yıl boyunca küçük kızımı atlıkarıncanın üzerinde hayal ettim hep.hiç bilmiyordum ki.."
"neyi bilmiyordun"
"kızımın parkta oynayamayacak kadar büyüdüğünü."

Sultan SALGIN, Güllere Sor'u inceledi.
 3 saat önce · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 10/10 puan

Gazetede Lincln ün yaptığı bir konuşma daha vardı. Bir kaç sene önce önce yapmış bu konuşmayı anne. Biliyormusun ize köleler demek yerine zenciler diye hitap etmiş.zenci kelimesi duyduğumuz diğer hitaplardan daha asil duruyor. Cole neden herkese sadece kadın ve erkek olarak hitap edilmediğini merak ediyor.Ayrıntıya girmenin girmenin gereksiz olduğunu düşünüyor.Her şeyin bu kadar basit olmasını dilerdim ancak insanlar kendileri gibi olmayanlarla ilgili değişik düşünceler geliştiriyorlar.neden değişik renkte olmak insanların antipatisini topluyor? bir gece hepimiz ırk farklılıkları üzerine tartıştık. Travis'e Bağımsızlık Bildirgesini yazan insanların bir insanın ten rengini olaya kattıklarını düşünüp düşünmediğini sordum.yasalarımızda her insanın dünyaya eşit geldiği yazıyor.
Tüm çiçekler içinde ,bence bir gül en güzelidir.
Genç bir kızın gerçek sembolüdür;
Batı rüzgarı ona usulca kur yaptığında,
Nasıl da tevazu göstererek açılır,
Bu yüzdendir gösterişsiz kızıllığı ile
güneşin betimlenmesi!
Kuzey rüzgarları yakınına geldiğinde,
kaba ve sabırsızlıkla,
Namusu gibi güzelliklerini yeniden goncasına hapseder.
ve dikenlerini çıkarır.
o şaşılacak derecede saftır.
bence bir gül en güzelidir.
william shakespeare&john fletcher(iki soylu akaraba)

21 Eylül Dünya ALZHEİMER GÜNÜ

Ömer Amcam….
İlk defa birkaç ay önce bir elinde bastonu, diğer elinde kendi ifadesiyle tüm eşyalarını koyduğu kocaman bir market poşeti ile güvenlik görevlisinin tüm engel olma çabalarına rağmen polikliniğe kan ter içinde girdiğinde görmüştüm onu. İlkbaharın sıcak günlerinde kat kat giyinmiş, bembeyaz sakalı, fırıl fırıl dönen maviş gözleri, neredeyse ağzının içine girmek üzere olan koca burnu, zayıflıktan tamamen ortaya çıkmış, her konuşmayla aşağı yukarı hareket eden boğazının ortasındaki adem elması ve kafasının iki katı genişliğinde yeşil takkesiyle hafızama kazınmıştı Ömer Amcam.

Bir yandan bağırıyor bir yandan yürümeye çalışıyordu. ‘’Kimse benle ilgilenmiyor, insanlık ölmüş! Ölmek üzereyim ben, bir Allah’ı kulu yok mu burada be??‘’ cümleleri arasında içerideki hastayı bir eliyle kaldırıp çaktırmadan sandalyeye oturdu. Güvenlik görevlisi ‘’Hocam dinlemedi kimseyi, içeride hasta var dedik, ortalığı birbirine kattı, sekretere bastonuyla yürüdü. Af edersiniz engel olamadık ‘ dedi.

Orada hüngür hüngür çocuk gibi ağlamaya başlayan Ömer Amca o kadar masumdu ki karşımda. ‘’Beni kovdular, başka hastaneye git dediler ‘’diye ağlıyordu. Sessizce güvenliği ve izin isteyerek içerideki hastayı çıkardım dışarı. Uzattığım peçeteyi bir hışım yere attıktan sonra derdini anlatmaya başladı.

Tüm çocuklarının ona bakmadığını, günlerdir yemek yemediğini, bazen gece geç saatlere kadar sokaklarda gezdiğini, gelininin kötü davrandığını, onlarca kilo verdiğini, göğüs ağrısı ve baş dönmesi olduğunu, terlemekten ölmek üzere olduğunu, tüm eşyasını poşete koyup geldiğini anlattı. Her bir cümlesine maviş gözlerinden yaşlar eşlik etti. Uzattığım suyu alırken birden gözleri ışıl ışıl üç- beş diş sırıtarak ‘’Hazır su mu bu, musluk suyu içmem ben be ‘’ diye ekledi:)

İçimden bu duruma vesile olan herkese, kendime, tüm diğerlerine saydırırken; beklenmedik çeviklikle muayene masasına geçti. Soyunmaya başladığında en az 7 kat üstünü lahana gibi çıkardı da çıkardı. Sanki son saatleriymiş de içinde biriktirdiği her şeyi anlatması gerekiyormuşçasına durmadan heyecanla konuşurken, kat kat pörsümüş derisi ve rahatlıkla saydığım kaburgalarını muayene ederken tüm kalorisini heralde konuşmayla yaktığını düşündüm. Diyebilirim ki bu kadar çok konuşan bir erkek hasta hiç görmedim hayatımda.

Muayene sonrası acil durumu olmadığı halde, sosyal endikasyonla hem ileri tetkik hem de birkaç gün sıcak yemek yer niyetiyle servise yatırdım. Israrla sormama rağmen çocuklarıyla iletişime geçebileceğimiz herhangi bir numara bilmediğini söyledi. Hastanenin sosyal hizmetler uzmanına haber verdikten sonra hemşire arkadaşlara emanet ettim.

Ertesi gün karşımda bambaşka biri vardı sanki. Odaya girdiğimde üç stajer kız öğrenciyi toplamış başına, kahkahalarla bir şeyler anlatıyordu. Kendini Türk Milletinin sağlığı için feda etmek istediğini, deney olarak kullanabileceğimizi, kanının sonuna kadar vermeye hazır olduğunu anlatırken maviş gözleri fıldır fıldır tüm uzuvları ile birlikte horon tepiyordu sanki. Derisine renk gelmiş, canlı canlı parlıyordu. Nefesi bile duygu durumu gibi öyle hızlı değişiyordu ki. Bir an hızlı nefes almaktan konuşamıyor tıkanıyor, sonra yavaşlıyor, sonra da sanki nefesi durmuş gibi uzunca sabit bakıyordu. Ama mutluydu. Öylesine mutlu görünüyordu ki gözlerini güneş doldurmuş gibi kocaman ışıldıyordu. Gene duraklamadan sağlığıyla ilgili o kadar çok şikayet sıraladı ki. Beynini matkapla deliyorlarmış gibi baş ağrılarının olduğunu, kafasından girip ayak küçük parmağından çıkan çılgın ağrılarını, bazen ateşte kaynatılıyor gibi eklemlerinin yandığını... Arada tam üç yıl askerlik yaptığını, korkmadan savaştığını??, kendine Çakı Ömer dediklerini, bir zamanların en iyi güreşçisi olduğunu, ilk karısıyla nasıl kaçarak evlendiğini, densiz damadına haddini bildirdiğini de sıkıştırdı onca şeyin arasına.

Sonra birden sesi kesildi ve aniden horlamaya başladı. Hemşire arkadaşların dediğine göre tüm gece uyumamış, tüm öğünlerde 3 er porsiyon yemiş, oda arkadaşı dayanamamış oda değiştirmiş gece gece, sonra konuşacak kimse kalmayınca diğer odaları ziyaret etmek istemiş o saatte. Bu kadar değişikliği dinlemek beni bile yormuşken, öylesine yorulmuş ki 43 kilo 82 yaşındaki Ömer Amcam, uyuyakaldı konuşurken.

2 gün sonra poliklinik kapısında sabırla bekleyen beş erkek bir bayan, çıkışta konuşmak istediklerini söylediler. Ütülü takım elbiseli, temiz, kültürlü ve nezih olan hasta yakınları Ömer Amca’nın çocuklarıymış meğer. Tam söylenip kızacakken, büyük oğlu söz aldı.
‘Hocam…önce bir dinleyin, sonra kızabilirsiniz isterseniz, biz alıştık zaten’ dedi. Meğer Alzheimer tanısı ile takipli olan Ömer Amcayı bir ay içinde üç farklı hastanede sosyal endikasyonla yatırıldığı serviste, iki defa da farklı karakollarda bulmuşlar. Devamlı kaçtığı için dışarı çıkmasına izin vermeyince ‘ gittiğim bir camiim var, onu da engelliyorlar’ diye camdan bağırınca kadar…

Ömer Amcaya mı gülsem, çocuklarına mı üzülsem derken, taburculuk işlemleri için çıktığımda Ömer Amcayı bastonla torununu kovalarken yakaldık. ’ Beni kaçırmaya geldi bu hırsız, organlarımı çalacak’ diye bağırıyordu. Apar topar epikriz yazarken bir elinde market poşeti, diğer elinde bastonuyla epikriz yazdığım bilgisayara vururken ’’ beni zorla yatırdılar, deney yaptılar üzerimde’ diye bir yandan bağırıyor bir yandan da çocuk gibi hüngür hüngür ağlıyordu, öylesine masum….

Ömer Amca gibi diğer tüm Alzheimer hasta ve yakınlarına kolaylık lütfetmesi için dualar gönderdim kendimce, o güne kadar hiç şükretmediğim zihin ve ruh sağlığımı tefekkür ederken..

Bugün ders çalıştığım kitabın satırlarında kitap okumanın, entelektüel aktivitelerin -genetik kökenli olanlar dışındaki- ALZHEİMER hastalığını engelleyebildiği yazıyor…

Kitaplarla kalın efendim...

Ekrem Özkara, bir alıntı ekledi.
4 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 6/10 puan

Üç Nasihat :
1- Yolunu,izini bilmediğin yere gitme !
2- Emanete hıyanetlik etme !
3- Karını ( eşini ) kendin gitmediğin yere,gece yatısına gönderme !

Ömer Seyfettinden Seçme Hikayeler, Tarık Behram Akın (Sayfa 11)Ömer Seyfettinden Seçme Hikayeler, Tarık Behram Akın (Sayfa 11)
Sultan SALGIN, Aklından Bir Sayı Tut'u inceledi.
4 saat önce · Kitabı okudu · 11 günde · Beğendi · 10/10 puan

Yaptıklarını nasıl yaptığını gördüm
Ters ayak izlerinden sessiz silaha kadar düğümü çözdüm.
Başlatmış olduğun oyun,yakında bitecek,
Boğazın ölü bir adamın arkadaşı tarafından kesilecek
Güneşten kaç,kardan kaç ancak
Gece gündüz kaçacak bir yer kalmayacak
Önce onun acı ölümüne hizmet edeceğim
Sonrada katilini cehenneme göndereceğim.

Sultan SALGIN, Bu Dinciler O Müslümanlara Benzemiyor'u inceledi.
4 saat önce · Kitabı okudu · 18 günde · Beğendi · 10/10 puan

İki evladını dincilerin öldürdüğü bir annenin dramı.
Menekşe Kaya:Madımak otelinde yakılarak öldürüldüğünde on dört yaşındaydı.lise öğencisiydi.
KORAY KAYA:Madımak otelinde yakılarak öldürüldüğünde on iki yaşındaydı.ortaokula gidiyordu,kardeştiler,cesetleri birbirlerine sarılmış halde bulundu.Baba ve anneleri,İsmail ile Hüsne kaya iki yıl sonra bebek yaptılar adını Menekşecan koydular.Ancak evdeki yangını Menekşecanın doğumuda söndüremedi.Sivas -Madımak vahşetinin ailesini nasıl paramparça ettiğini hüsne kaya anlatıyor.
"hani hikayelerde vardır ya;deseler ki bana "hayatta ne istersin?",iki şey isterim;biri kızım menekşecanın mutlu olmasını,diğeri ise(yutkunuyor)menekşem ile korayımı rüyamda görmek isterim.Menekşecan yavrularımı kaybettiğimde daha doğmamıştı ,ama o rüyasında görüyor bir ben göremiyorum.Gözümün önüne hep aynı görüntüleri geliyor.bu şimdi oturduğumuz gecekonduyu yaptığımız yıl 1988 eylül ayıydı.Gecekondu yapmak zordu,daha önce yapılan birkaç ev olaylı bir yıkımla yerle bir edilmişti.Hatta yıkım sırasında evin içinde kalan iki kız çocuğu da ölmüştü.Biz bu gecekonduyu akrabalarla bir gecede korka korka yaptık.o gece menekşe ve Koray minik elleriyle kerpiç taşıdılar.Seyyar lambanın aydınlattığı ev...
2 TEMMUZ 1993 teki MADIMAK OTELİ YANIGININDA OTUZ YEDİ KİŞİ YAŞAMINI KAYBETTİ.

Metin Özdemir, bir alıntı ekledi.
4 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

Yeni doğmuş hakikatin görüntüsünü.
Kuşku uçup gitti artık, ve mantık bulutları,
Karanlık tartışmalar, hileli sataşmalar.
Delilik çıkışsız bir labirenttir.
Yolunu şaşırtır ona dolanmış kökler,
Niceleri düşüp kalmıştır orda!
Ölü kemikleri üstünde sendeleye sendeleye yürürler bütün gece:
Ve kaygılanmaktan başka bir şey bilmediklerini hissederler:
Başkalarına yol göstermek dilerler onlara yol gösterilmesi gerekirken

Masumiyet ve Tecrübe Şarkıları, William BlakeMasumiyet ve Tecrübe Şarkıları, William Blake