Kitap Elemer Tabory’nin on altı yaşından itibaren gündüz ve geceleri iki farklı kimlikle yüz yüze gelmesi üzerinden insan ruhunun derinliklerine kürek çekiyor.
Gündüzleri burjuvazi, geceleri ise çırak şeklinde iki kişi olarak yaşadığını keşfeden Elemer için çoklu kişilik ve kişilik bölünmesi mi yoksa rüyalarından mı ibaret tüm bu olup bitenler okuyucu olarak da şüphe duyacaksınız. Sonra bir katip…
Dünya belki de zıtlıklardan oluşuyordur kim bilir. Terazinin iki tarafında birbirine tezat kavramlar bir aşağı bir yukarı dünya döndükçe hareket halinde sanırım. Karakterimiz ile en iyi anlaşan taraf ise hep yüksekte kalsın diye benliğimize baskı yaptığımız bu dünyada, bazı arzularımızı kapatmaya çalışırken, hacminden fazla doldurmaya çalıştığımız bir teneke kova gibi vücudumuzun bir yerinden mutlaka taştığını görürüz. Peki hangisi gerçek hangisi rüya? Belki de en çok yaşanmış olmasını istediğimiz tarafı gerçek olarak algılıyoruz.
Tutkularımızı bir uçan balonun içine doldurup yine de gökyüzüne dilediğimiz gibi bırakamıyoruz ki ipin ucunu bileğimize sarıp düğüm yapıyoruz sıkıca, yaşadığımız bu dünyada.
Topluma göstermek istemediğimiz taraflarımızı ise boyası dökülmüş, işlemeli eski bir sandığın içinde sakladığımızı zannederken, sabah kalktığımızda üzerimize giydiğimiz kıyafet kadar görünür olduğunu da fark etmiyoruz. Özellikle ruhumuz tarafından.
İyi ve kötü…
İçimizde hangisi daha baskın bilinmez.
Belki de birini yok etmek isterken diğerini de ortadan kaldırıyoruzdur kim bilir… kötünün alnının ortasını hedef alırken, iyinin de çekip gideceğinden habersiz… Gerçekte kimin nişan aldığını da bilmeden…
Özellikle kitabın sonunda yazarın size bıraktığı manzara karşısında dengeleriniz yerle bir olacak eminim ki.
Müthişti…