10/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2025 19. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 31 Ağustos 2025 00:00
 Ç E Y İ Z    "Acının ağırlığını taşıyacak kadar güçlü kelimeleriniz olmadığında susmak yapabileceğin en ehven şeydi."   İçerisinde on iki öykü bulunan eseri keyifle okudum. Yeri geldi üzüldüğüm anlar oldu. Kısaca yazayım her birini   ·        *EŞEK* Acıklı bir hayat hikâyesi olan Songül’ü okudum. (dayak L pislik diye not almışım) istenmeyen çocuk konusu varsa bir bebeğin hikayesinde, büyüyünce kesinlikle ona anlatılmamalı. Çocukta geri dönülmez travmalar yaratabiliyor.   ·        *BABAMA DUYURUNÇEŞMESİ*  Çocukluk yaraları olan bir Aysel vardı bu öyküde, zamanında yaşanan erkek bebek ayrıcalığı, erkek gibi giyinip top peşinde koşması, genç kız bedenine hapsolmuş küçük bir oğlan çocuğu... babasının sevgisini kazanması için yaptığı davranışlar, erkek rol modeline girmesi ne kadar üzücü. Aslında, Aysel’in yaptığı davranışları ben de küçükken sergiledim ve şimdi anlıyorum babam erkek istediği için ben de o rollere bürünmüşüm... En azından Aysel çocukluk yaralarını tamir edip tatlıya bağlamış. Bütün sorunun ninenin kız istemeyişi olmasıymış ve sonra yaralarının geçmesine sevindim.   ·        *GÜNAH KEÇİSİ*  Daha bebeklikten gelen bir travma, Filiz bebeğin yaşadıkları ve davranışları... Kendilerini aklamak için çocuğun huysuzluğunu sebep gösteren bir anne baba... çocuğun tarafından bakmamak... (bunu çoğu ana baba yapmıyor, ben de zamanında yapmış olsaydım daha farklı olabilirdi)   ·        *TANIK*  Yaşadıklarının bir tanığı olmayınca, yani yaşadığın anları seninle bölüşecek biri olmayınca, insan psikolojik olarak acı çekmeye başlarmış. Diye yazmış satırlarda, aslında doğru paylaşacak biri olmadığında insan kendisini kötü hissediyor. Büşra’nın anne babasının hikâyesi ve bir Alamanya sevdası... Almanya’ya gidip çocuğu sonra aldırırız diye çıkılan bir yol, dolandırılmaları ve sonrasının kötü olması... Yıllar sonra Büşra’nın iyi olduğunu okumak, kendisini bulması ve mücadelesi güzeldi.   ·        *YAPPIŞTIR*  Suzan abla sen çok yaşa J bu öyküde ne güldüm ama. İlginç bir terapist, öykünün sonunda okuduğu tabela yazısını ben de okuyunca bir kahkaha attım. :D bir de sonlara doğru kadına dedikleri halen gülümsememe sebep oluyor. (‘Gel sana terapi yapalım, dişil enerjin nereye kaçıp saklandıysa bulup çıkaralım onu. Türkan Şoray gibi kadınsın aslında, kaşlı gözlüsün maşallah. Dışındaki İbrahim Tatlıses’i yontalım da biraz içindeki sultan uyansın,’ dedim. Başladım terapiye...)   ·        *ÇEYİZ*  Meryem hanımın adliye koridorunda insanlara kendince hikayeler uydurması, aslını astarını bilmeden yargısız infaz yapması, önyargıları... okudukça ben bile kızının ahlaksızlık yaptığını düşündüm. Ama o Hilmi ve kocasının yaptığı planları okuyunca notlarıma pislik, iftiracı ve ığğğ yazmışım. Boşuna dememişler Allah kuru iftiradan saklasın diye... Meryem ismi mirası, en sonunda kız Meryem’in kaderi değiştirmek istemesi ve ‘sadece kendisi gibi olsun, kimsenin kaderini bahtında taşımasın, çeyizi kendi yolunu bulmak olsun duasıyla kızının ismini koyması...’   ·        *İSMİNİ VERMEK İSTEMEYEN DİNLEYİCİ* muhteşem enerjisi ile anne mürüvvet Neşelisoy hikayesi. Soy isim hikayesi de güzeldi. Annenin sözlüğünde ‘olmadı’ kelimesi olmaması ve kızı için çabası harikaydı. Efso bir anne. Bu hikayede de insanların korkuları işlenmiş. Eşimin kulağına giderse, yanlış bir şey dersem rezil olmayım gibi bahaneler... şu elalem ne der davası... kendimiz için yaşamayı unutuyoruz bu yüzden.   ·        *KIRIK CAM*   Kırık cam teorisini duymamıştım. Bu hikayeyi okurken Eda için öylesine üzüldüm ki... notlarıma pislik iki ağabey diye yazmışım. Ahh be Eda sen nasıl bir hayat yaşamışsın da kimseler görmemiş duymamış. Dr Perihan’ın desteği ve onun da hayat hikayesi sonrasında mesleğini seçme nedeninin annesinin yaşadıkları olması... Ne hayatlar var dedim okuyunca ve sonrasında halime, yaşadıklarıma şükreder olarak buldum kendimi..   ·        *AFİYET OLSUN* Gözle görülmediği için yanlış anlaşmalara sebep olan olaylar, sonrasında Zeynep’in duygusal yeme ile hızla kilo alması, kendini kaybetmesi... Hakan’ın mücadelesi, kasiyer kız Feride’nin yaptıkları nedeniyle evliliğinin bitme noktasına gelmesi... Ancak sonunda her şeyin ortaya çıkması ve hayatlarının tatlıya bağlandığını okumak güzeldi.     • *GELİNCİK ÇİÇEĞİ* Rehile gelinin atalarının yaşadığı savaş, soykırım, hastalık depresyon ve sonrasında babasının huzur bulmak için gittiği yer... annesinin mücadelesi, bahçedeki dut ağacı ve ondan yapılan bir saz... (saz söyler, anam söyler. Saz ağlar, anam ağlar. Saz susar, anam susar yanı başımda...)   ·        *SUSKUNLAR EVİ* Ayşe’nin ailesiyle olan imtihanı, annesinin suskunluğu bütün hayatına etki etmesi ve ancak anne olduğunda hayalet gibi olmaktan vazgeçmesi ve annesine anlatması... ‘Sen de gayret etseydin, dedim. ‘Bunu kendine olduğu kadar bana da borçluydun,’ dedim. ‘Acına susarak değil, konuşarak beni ortak etseydin. Anlatsaydın, ağlasaydın, küfretseydin ama beni de yoldaşın kılsaydın,’ dedim.” Yazısı ne kadar çok anlam ifade ediyor... (Hânûşan kelimesinin de ne olduğunu öğrenmiş oldum.   ·        *SOĞAN* Soğandan yola çıkarak dış kabuk, iç kabuk derken ruh hastalığına konu geliyor ve daha anne karnındaki travma ortaya çıkıyor... Bağ kuramamak... “İnsan annesiyle kurduğu ilişkide, yani şu dünyadaki ilk ilişkisinde bağ hissedemediğinde yalnızlık duygusu⁷ bir hayat motifi olarak belirmeye başlıyormuş meğer. Ne kadar eşi dostu, arkadaşı, hatta evlatları da olsa kendini içsel bir düzeyde hep tek başına, hep bağsız,  hep yalnız hissediyormuş.” Diye ifade etmiş yazarımız. Ve devam etmiş, “Çünkü unutma, en elzem biliş kendini biliş ve en tatlı geliş kendine hoş geliştir.” Diye koymuş son noktayı.     #haticekübratongar #çeyiz #okudumbitti  #yorum
ÇeyizHatice Kübra Tongar · Hayykitap · 01,945 okunma
·
121 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.