Kendimi birden başkalarının zihnine sızmış gibi hissettim. Düşünceleri, korkuları, arzuları bilmek… İlk bakışta cazip bir güç gibi duruyor ama sayfalar ilerledikçe aslında bunun büyük bir lanet olabileceğini fark ettim. Çünkü bazen kendi iç sesimle bile baş edemezken, bir de başkalarının içindeki fırtınaları duymanın ağırlığını düşündüm. Empati, bana sadece bir bilim kurgu hikâyesi anlatmadı; kendi hayatımda bile başkalarının gözünden görmeye çalışmanın ne kadar zor ama bir o kadar da dönüştürücü bir şey olduğunu hatırlattı.
Zihinden zihne geçen dalgaların arasında, aslında bizlerin günlük hayatta birbirimize nasıl dokunduğunu düşündüm. Bir bakış, bir suskunluk, bir kelime… Bazen karşımdaki insanın ne hissettiğini o kadar net anlıyorum ki, bunu dile dökmeye gerek kalmıyor. Kitaptaki karakterler arasında kurulan görünmez bağlar, bana kendi hayatımdaki bu sessiz anlaşmaları hatırlattı. Ama bir farkla: Benim empatim sınırlı, onlarınki sınırsız. Ve işte orada gerçek tehlike başlıyor.
Çünkü birinin zihnini bilmek, ona hükmetmek demek değil. Fakat çoğu zaman insanın zaafı orada başlıyor. Gücü elde ettiğinde sınırlarını unutuyor. Ben de kendi hayatımda benzer bir şeyi düşündüm: İnsanları bazen çok iyi anladığımda, onların adımlarını önceden kestirdiğimde, içimde onlara müdahale etme isteği uyanıyor. Sanki “biliyorum” demek, haklı olduğum anlamına geliyormuş gibi. Oysa kitap bana şunu hatırlattı: Empati, bir silah değil; bir köprü. Ve köprüler yıkmak için değil, geçmek için var.
Adam Fawer’ın satır aralarında, bilim kurgunun soğuk zekâsıyla birlikte derin bir insani sorgulama vardı. “Bir başkasının zihnine girmek mi, yoksa kendi zihnini anlamak mı daha zor?” diye sordum kendime. Cevabı hâlâ bilmiyorum. Çünkü bazen kendi içimde bile yolumu kaybediyorum. Ama kesin olan şu ki, insanın zihni evren kadar uçsuz bucaksız; ve empati, o evrende yol bulmaya yarayan tek pusula.
İçimde garip bir huzursuzluk kaldı. Çünkü başkalarının ne hissettiğini daha fazla anlasaydım, daha iyi bir insan mı olurdum, yoksa bu yük altında ezilir miydim? Belki de empati, tıpkı ateş gibi Hem ısıtır, hem yakar. Mesele onu nasıl kullandığımızda gizli.