Gönderi

Puan vermedi·200 syf.··
2025 2. kitabı
Cemil Meriç gibi düşünce dünyamızın en haysiyetli kalemlerinden övgü almış bir kitabın kötü çıkma ihtimali var mı? Yok. Ben de öyle düşündüm, nitekim Jules Payot’nun İrade Terbiyesini okuyunca bu kanaatim iyice pekişti. Bazı kitaplar vardır, sizi sadece bilgilendirmez; sizinle tartışır, sizi azarlamadan uyarır, omuzunuza dokunup potansiyelinizi hatırlatır. İşte Payot’nun eseri bu türden: okuruyla söyleşen, onu yargılamadan dürten, adeta bir ayna gibi insanın zaaflarını yüzüne vuran bir kitap. İtiraf edelim: kişisel gelişim dendiğinde çoğumuzun aklına şarlatanlık gelir. Astrolojiden enerji terapisine, yaşam koçluğundan kuantum masallarına kadar herkes uzman kesilmiş durumda. Profesöründen tinercisine kadar herkesin “hayat reçetesi” var. Böyle bir kirlilik içinde Payot’nun bir sosyolog olarak yazdığı bu eser, temiz bir nefes gibi geliyor. Çünkü salt kişisel gelişim değil; tarihten örneklerle, toplumsal analizlerle, insana dair gözlemlerle örülmüş bir kitap bu. Dolayısıyla Payot’ta o malum sorular “Sen tarihçi misin, yaşam koçu musun, sosyolog musun?” anlamsızlaşıyor. Payot, öğrenmekle bilmek arasındaki farkı öyle bir ortaya koyuyor ki insan ister istemez kendini yokluyor. Ezberle pratik arasındaki uçurumu, akıllı bir papağan ile tecrübeli bir insanın arasındaki farkı gözünüzün önüne seriyor. Bir sınavdan sıfır almış ama hayatın meydanında dimdik duran “aptalı”, kâğıt üstünde tam puanla parlayan ama hayatta ilk darbede yıkılan “dahi”ye tercih ediyor. Bu açıdan Ölü Ozanlar Derneği'ni hatırlatıyor: hayat, ezberlenmiş cümleleri tekrar etmek değil; özgürce düşünmek ve iradeyi eğitmektir. Düşünün, film 1988’de çekilmiş ama Payot bu kitabı 1894’te yazmış! Kleinbaum’un Payot’tan “esinlenmiş” olması hiç de fena bir ihtimal değil. Üstelik eser, Ali Şeriati’nin İnsanın Dört Zindanı ile de zihinsel bir akrabalık taşıyor. Şeriati, insanın kendi kaderi üzerinde toplumsal baskılara boyun eğmemesi gerektiğini söyler. Payot da aynı şeyi başka kelimelerle dile getirir: insan, geleceğini kendi iradesiyle şekillendirmelidir. Her iki isim de çabanın, alın terinin, emeğin kutsiyetine işaret eder. Şeriati’nin “Irmağın suyunu denizde aramak ayıptır.” cümlesiyle Payot’nun “Eylemi gerçekleştirmek dururken, hakkında konuşmak pek bir şey ifade etmiyor.” ikazı aynı kapıya çıkar: laf değil, emek! Sonuç olarak İrade Terbiyesi, sadece okunacak değil; sindirilecek, üzerinde düşünülecek, tekrar tekrar dönülecek bir kitap. Altını çizmek istediğiniz satırların sonu gelmeyecek, bir süre sonra kitabın neredeyse tamamını işaretlemiş bulacaksınız. Belki farklı yayınevlerinin çevirileri arasında tercih yapmak kolay değil; ama emin olun, Payot’nun vermek istediği mesaj çeviriden çeviriye kaybolmayacak kadar berrak. Kısacası bu eser, raflarda tozlanacak değil, başucunuzda olacak bir kitap. Bir defa okumakla kalmayıp, her kararsızlığınızda, her zayıflık anınızda açıp yeniden bakmak isteyeceğiniz bir yol gösterici. Payot, iradenin terbiyesini sadece anlatarak değil, okurun eline tutuşturarak yapıyor. Geriye sadece şu kalıyor: okumak ve uygulamak, hayatınızda fark yaratacak bir disipline adım atmak... Keyifli, ama bir o kadar da sarsıcı okumalar…
İrade TerbiyesiJules Payot · Ediz Yayınevi · 201838,4bin okunma
·
89 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.