2 farklı dünya, 2 aynı çocuk...
Bruno isimli bir çocuk karakterimiz var bu hikayede. Yaşadıkları yerden taşınan Bruno, taşınırken orada sadece anılarını değil arkadaşlarını da bırakmak zorunda kalıyor. Yeni taşındıkları yer ise bir Yahudi toplama kampının yanı. Her gün bu kampı ve kamptaki insanları gören Bruno, babasının yahudi karşıtı bir asker olarak çalıştığının ve insanların o derece kötü şartlarda yaşamasına aslında babasının sebep olduğunu bilmiyor. Kamp ile evlerinin topraklarını birbirinden ayıran bir tel Brunonun dikkatini çekiyor ve tel boyunca yürümeye başlıyor. Biraz ilerleyine ise bir çocukla karşılaşıyor ve gün geçtikçe onla muhabbet etmeye,arkadaş olmaya başlıyor. Bu arada, bahsedilen tel örgü, her ne kadar hikayede somut bir kavram olarak gösterilse de bence yazarın bahsettiği tel örgüler insanların düşüncelerinden başka bir şey değil.
Fakat Bruno'nun aklına takılan bir soru var. Neden arkadaşıyla tellerin farklı taraflarında durmak zorunda? Kimin hangi tarafta kalacağına kim karar veriyor?
Kitabın genel kurgusu bu şekilde olsa da ben kitabın bana düşündürdüklerinden bahsetmek istiyorum. Çocukların babaları, düşünce şekilleri, yaşam standartları her ne kadar farklı olsa da, ikisi için de bu tarz 'ayrımların' ne derece saçma olduğunu da bir kez daha gösteren bir kitaptı.
Dünyamızda çok büyük bir ayrımcılık var, bu inkâr edilemez bir gerçek. Fakat bu ayrımı kim yapıyor, neye göre, kime göre yapıyor? Çocuk aklıyla -tamamen saf ve dürüst bir akıl- düşünüldüğünde mantıksız gelen tüm bu olayları "mantıklılaştıran" büyüdükçe gelen hırs, açgözlülük ya da başkalarından çok daha üstün olma isteği mi?
Kitabın kısa olmasının yanında sade ve basit bir dille yazılmış olması, okunmasını baya bir kolaylaştırıyor. Eğer merak ediyorsanız, hiç durmadan okumanızı tavsiye ederim.