Ozan

@o_Onu
Atlı İmparatorluktan Akdeniz İmparatorluğuna Geçiş
9/10
·175 syf.··
Beğendi
·
2025 47. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 09 Eylül 2025 14:39
İsmet Parmaksızoğlu'nun 1982 tarihli eseri Türklerde Devlet Anlayışı: İmparatorluk Devri (1299-1789), Türk tarihinin derinliklerinde yatan devlet felsefesini, özellikle Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşundan 18. yüzyıl sonuna uzanan dönemde ele alır. Kitap, Türklerin bozkır kökenli "atlı imparatorluk" geleneğinden, Akdeniz havzasında şekillenen çok uluslu bir "Akdeniz imparatorluğu"na evrilmesini merkeze koyar. Bu geçiş, Parmaksızoğlu'na göre, Türk devlet anlayışının temel taşlarını –eşitlikçilik, merhamet ve adalet– korurken, aynı zamanda iç dinamiklerin yarattığı ayaklanmalar ve karışıklıklarla yüzleşmek zorunda kalan bir süreci yansıtır. "Atlı imparatorluktan Akdeniz imparatorluğuna" ifadesi, eserin ruhunu özetler niteliktedir: Göçebe atlı kültürün dinamik, eşitlikçi yapısından, yerleşik ve deniz odaklı bir imparatorluğun karmaşık yönetimine uzanan bir dönüşüm. Yazara göre eşitlikçi yapı, sosyal hiyerarşinin katı olmadığı atlı toplumlarda görülür: Savaşçıların eşit katılımı, toy (meclis) gibi danışma mekanizmaları ve zayıfın korunması gibi unsurlar, Türk idaresinin merhametli yüzünü öne çıkarır. Osmanlı'ya geçişte bu miras korunur; örneğin, fethedilen topraklarda gayrimüslimlere tanınan özerklik ve hoşgörü (millet sistemi), Parmaksızoğlu'na göre, bozkırdaki merhamet geleneğinin Akdeniz'e uyarlanmış halidir. İmparatorluk, farklı etnisiteleri eşitlikçi bir çatı altında birleştirerek, "pax Ottomanica" diyebileceğimiz bir barış düzeni kurar. Bu, atlı imparatorlukların hızlı fetih ve dağılım anlayışından, Akdeniz'in ticaret ve diplomasi odaklı dünyasına geçişte, Türklerin adaptasyon yeteneğini gösterir. Pax Ottomanica ile birlikte büyüyen merhamet, sadece bir erdem değil, devletin sürekliliğini sağlayan bir araçtır. Sonuç olarak, Parmaksızoğlu'nun eseri, Türk devlet anlayışını romantize etmeden, eşitlik ve merhametin gücüyle birlikte kırılganlığını da ortaya koyar. "Atlı imparatorluktan Akdeniz imparatorluğuna" geçiş, bir başarı hikayesiyken, ayaklanmaların gölgesinde bir uyarı niteliği taşır. Bu inceleme, günümüz devlet felsefesine de ışık tutar: Eşitlikçi ve merhametli bir idare, iç istikrarsızlığa karşı sürekli uyanıklık (vigilance) gerektirir. Kitap, Türklerin devlet anlayışlarındaki insani yönü anlama noktasında son derece özet ve dolgun bir kaynaktır.
Tarih
Türklerde Devlet Anlayışıİsmet Parmaksızoğlu · Başbakanlık Basımevi · 19822 okunma
·
44 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Orta Asya daki devlet anlayışı büyük ihtimalle böyle merhametli değildir. Ama merhametli olduğunu varsaysak bile bunun Akdeniz havzasına taşınması zor çünkü bu iki ortamın meta koşulları farklı. Osmanlı Orta Asya dan çok Roma devlet anlayışından etkilenmiştir. Roma bu halk topluluklarını idare etmek için kısmi merhamet etmiş olabilir.
Ozan
Gönderi Sahibi
Katılmıyorum, büyük ihtimalle böyle merhametlidir. Bahaeddin Ögel hocanın aynı isimli kitabına göz atarsanız Orta Asya'da herhangi bir sosyal sınıf olmadığını (dolayısıyla herkesin yükselebildiğini) ve Türk budunu kavramının Türk olmayan hatta Türklerle benzer inanışlara sahip olmayan kimseleri de kapsadığını çok net görürüz. Bir başka merhamet örneği ise Türk kağanlarının dini inanış konusunda halkı hiçbir zorlamaya tabi tutmamasıdır (nitekim az bilinse de İslâm'ın "dinde zorlama yoktur" Bakara/256 hükmü, Türkleri cezbeden bir unsurdur). Uygurlar Mani dinini seçerken Bögü Kagan halkına inancını diretmemiş tam aksine inanış noktasında onları serbest bırakmış ve inanan-inanmayan şeklinde bir ayrımcılığa da gitmemiştir. Türklerdeki Hinduizm ve Hristiyanlık inanışları için de tamamen aynı süreç geçerlidir. Ek olarak Türkler savaş sırasında bile merhametlidir, nitekim kuşatmadan önce "amanname" adında bir bildiri, Türklerin en kıymetli vezirlerinden birine kara hilat giydirilmek suretiyle düşman kuvvetlerine iletilir ve düşmanların teslim olması, boş yere kanların akmaması, canların yitmemesi istenir ve teslim olurlarsa can ve mal güvenliklerinin sorunsuz tesis edileceği önceden ilan edilir. Bu Orta Asya Türklerinden Osmanlılara geçen bir teamüldür ve Devleti Aliyye'de de 19. yüzyıla kadar kesintisiz uygulanmıştır. Yine bir başka merhamet örneği zayıf ve düşkün kimselerin Orta Asya'daki göçebe kültürün zorluğuna rağmen asla geride bırakılmaması ve korunmasıdır. Devleti Aliyye'de hayvanların temiz su içmesi için kurulan vakıflar bu kültürel ve tarihi mirasın sonucudur. Daha başka nasıl merhamet olur ki? Biz tabi ki olağan dönemlerden bahsediyoruz. Tehdit ve savaş dönemleri her yerde ve zamanda farklılık gösterir. Son olarak Roma kültüründen elbette etkilenilmiştir. Arrigo Ruiz'in dediği gibi, "hepimiz bir parça Romalıyız". Ancak devlet anlayışı bakımından Türklerin Roma'dan temel aldığını söylemek mümkün değil. Devleti Aliyye'nin teşkilatlanması, ordu düzeni ve idaresi bile kendinden önceki Türk devletlerine has unsurlar taşır. Özetle Türkler kültürel etkilenmeler yaşasa da devlet anlayışı bakımından üç sac ayağı üzerine kurulu (merhamet-eşitlik-adalet) kendine özgü bir felsefeyi haizdir. İlginiz için teşekkürler.