Puan vermedi·56 syf.··
2025 120. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 09 Eylül 2025 20:42
9 Eylül 2025 Ancak artık kadere boyun eğmiş olanlar, hakiki anlamda bilen kişilerdir... Eskiden çok afili alıntılarla paylaştığım bu kitabı bugün en acı sözüyle-bana göre- paylaşıyorum. Kadere boyun eğmek. Hayat işte. Bir gün herkes, her şey yetişir... İlk okuduğumda beni çarpmıştı bu kitap. 2016 yılıydı. Biliyorum. Bela bir yıl. 2026'da okur muyum, okuduğumda bu cümleyi okur muyum bilmiyorum ama geçmiş on yılımdan dem vuracaksam, o bu kitabın incelemesi olmalı diye düşündüm. Ben . Ben de ben. Hani bazen böyle insanın içinde bir köpük böyle dalga dalga köpürür ya. Ben öyle hissettim. Çok uzun bir zaman geçmiş. Sonra oturdum düşündüm. Dedim ki Seren. Sen hiçbir zaman böyle bir şey yaşamadın. Şanslısın. Sen sadece yalnızdın. Daha kötü şeyler yaşayabilecekken yaşamadın. Biraz da bunları düşün. On gün önce çok kötü bir şey yaşadım. Benim için yalnızlık hep mutlulukta yanında birini bulamamaktı o güne kadar. Vallahi. Benim kötü günümde birini arayıp da n'olur yanımda ol dediğim olmamıştır. Gerçekten. Hiçbir arkadaşıma seren'in şu kötü günündeydim dedirtmedim. Anama babama bile sığınmam. Ağlamadım. Gelin demedim. Hep ruh dünyam yüzümde dolaştım durdum. Kimseyi çektiğime yaklaştırmadım. Düştüm kalktım. Güçten filan değil. Yapmadım. Ama değişiyor bir şeyler. Gücümü çok zorluyorum. Günler önce bir şey oldu. Böyle sıkıntıdan ruhum o kadar daraldı ki. Utancımdan bu sabah namaza kalkamadım dediğim yoktur kimseye. Onu bile beni uyandırın diye anlamasınlar diye söylemedim hep. Yük gibi. Ama insan kendi kendine yetemeyebiliyormuş. On gün önce şu dünya üzerinde en yalnız insan bir tek insan, evet, bir tek benmişim gibi hissettim. Vallahi billahi. Hiç bilinmiyor tanınmıyor kimsesizmişim gibi. Anlatmak istedim birine. Ben çok mutsuzum uyanamadım demek istedim. Ağlasın otursun benimle istedim. Bulamadım. Ulaşamadım. Yokmuş ki öyle biri. Anladım ki insan günahına ortağı bulurmuş ama pişmanlığına birlikte ağlayacağı kimsesi olmuyormuş. Kalktım sonra. Hep böyleydi seren şimdi ağlama dedim. Tektin teksin tek olacaksın. Bu kadar. Bu kadın nasıl seçmişse yaşadıklarını ben de kendimce seçtim bir şeyleri. Yani yarım yamalak olsun diye hiçbir şey seçmedim şu hayatta. Bunu Allah biliyor. Her gün biraz daha ikna oluyorum ben de bir şeylere. Mecburum. Allah'ım diyorum beni ben bile bilmiyormuşum. Senden başka kimse bilmemiş . İşte. O günden beridir, on günden beri, her sabah uyandığımda unutma seren diyorum. Sen o gün pişmanlığında yalnızdın. Kimsen yoktu. Mezarda da öyle olacaksın. Hiçbir söz süs bunu değiştirmesin. Ben de inandığım şekilde yaşıyorum. Belki hayatım roman değil, belki bu kadar afili değil ama kendimce bedeller ödüyorum, tek bildiğim benim şöyle bir lüksüm olamaz. Vazgeçtim demek gibi. Dünyanın en kötü şeylerini yaşamadığımı bilecek kadar bilincim olmak zorunda. Bu dünyada anlaşılmayı, sevilmeyi beklemek bana çok uzak hayallerden bile uzak geliyor, kalbimin taştan olmadığını bildiğim için kendime suç bulmayı da bıraktım. Tuhaf olabilirim. Ama ben bir şeyi kalbimin en dip köşesinde de hissetmeyince ikna olmuyorum. Kalbimden tasarruf etmem. Allahaısmarladım kendimi. 21 Ekim 2024 Sabahattin Ali'nin çok sevdiğim bir sözü var. Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde fakat her şeyden habersiz... der. Devamına gerek yok. Bir insan, hayatta bunu birine söyletememişse, daha doğrusu hissettirememişse hiç sevilmemişim diyebilir. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu benim Zweig'den okuduğum ilk kitaptır. Bir daha bırakmadım. Hiç anlaşılmamanın , hiç tanınmamanın hikayesi. Sevgi, herhalde üzerinde en çok sahtekârlık yapılan, kumar oynanan duygudur. Sevgiyi hak etmeyen insanlar bir şekilde anlaşılıyor. Buradaki kızın berbat olan hayatı gibi bazen dönülmez bir yol sonu oluyor, bazen de keşkelerle dolu bir kuyu ağzında buluyor insan kendini. Bir insana beni hiç mi tanımadın demekle , seni hiç tanımamışım demek arasında hiçbir fark yok. İkisi de insanı kaynar kazanlarda haşlar bir duygu. Hayal kırıklığı var ya. Bu kız adam için seni senden iyi tanıyorum diye bir cümle kurmuştu. Kitabın son cümlesinde görüyorum yanılmadığını. Çünkü ne olursa olsun geçiyor, sadece merhametsizlik hiç bir zaman unutulmuyor. Sanırım kızın affetmesinin ya da öyle görünmesinin sebebi buydu. Adam hiç bir zaman onu aldatmadı. Bilerek ağlatmadı. Canını yakmadı. Kısacası merhametsizlik yapmadı. O yüzden affetti diye düşünüyorum. Önemli olan sonuç değil, sonuca nasıl ulaşıldığıdır. İnsanlar yolda , yolculukta istese de kendini gizleyemez ya. Öyle. Bu kızcağız bile bile hayatını mahvetti, üstelik hiç hak etmeyen, değmez biri için. Bir yerde, çok mutlu olabilirdim, farkında mısın ben çok güzelim demişti, ama ben sen gelirsen diye hazır durmak istedim, vs vs . Acı. 23 yaşında bu kitabı okuduğumda vay be ne aşk demiştim. 30 yaşında yazık oldu size 'Fraulein'. 4 Haziran 2023 "Sana, beni hiç tanımamış olan sana..." diye başlayan, "Fakat sen kimsin ki? Beni hiç ama hiç tanımamış olan bir su birikintisine basar gibi üzerime basıp geçen, ayağına takılan bir taştan kurtulurcasına beni savuran ama yine de yoluna devam eden, beni hep geride bırakıp bir bekleyişe mahkum eden sen, kimsin ki?" diye biten bir mektup... Gölge Kadınlar serisinin ikinci bölümü, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu bitti. Ben bu kitabı kaç defa okuduğumu bilmiyorum. Onlarca kez diyebilirim. Çünkü benim okuduğum ilk Stefan Zweig kitabıydı. 2016 yılı. Bu nasıl olabilir demiştim. Bunca zaman bu adamdan habersiz nasıl okumuştum... Sonunda tanıdığım için mutlu olup bir daha da hayatımdan eksik etmedim. Zweig'in tüm kitaplarını tekrar tekrar okuyorum ve bu kitap işte o okumaların başlangıcıydı. O yüzden benim için kıymetlidir. Kitabın içeriği ile ilgili de tek bir şey söyleyebilirim. Çok gururlu bir kadının, asla layık olmayan bir kalbi yüreğinde taşımasının öyküsüdür. Hem de o kadın daha küçük bir kız çocuğuyken alıp sahiplendiği bir yüreğe ölene kadar sahip çıkmış ve ölürken dahi, "Eğer ölümüm sana acı verecek olsaydı, o zaman ölemezdim." diyebilmiştir. Yine etik, ahlâk kurallarını bir kenara bırakarak şunu savunacağım: Bir insanın gözünün içine baka baka yalan söylemek daha mı ahlâklı geliyor? Bana gelmiyor. Bu hikayeyi çok seviyorum. Ama doğru bulmuyorum. O kadar acıyı çekmesi gerekmiyordu. Sık sık söylediği gibi asla suçlayamayacağı biri için hem de. Bazı insanların ne olduğu bellidir. Bunu görmek istememekte diretmek de bir tercihtir. O yüzden insan. Bunu bütün samimiyetimle söylüyorum şu an, o yüzden insan bazen çektiği acıya kimseyi ortak etmek istemez. Acının sebebini de. "Fakat seni tanıyorum , seni kendini tanıdığından bile çok daha iyi tanıyorum." 5 Eylül 2022 "Sana beni hiç tanımamış olan sana..." diye başlayan bir mektup. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu galiba benim Zweig ile tanışma kitabım. Galiba diyorum çünkü gerçekten hatırlamıyorum, dönsem binlerce gönderi aşağıda belki, belki de hiç yok burada, iyice araştırsam bulurum ama uğraşmasam daha hayırlı gibi. Satranç ya da bu kitap. O zamana kadar Zweig'den bihaber yaşamışım. Bence büyük kayıp. Kitap raftan bana bakıyordu. Normalde sırtındaki incecik yazıyı okumam imkansızdı ama çok şükür okudum. Birden fırladım aldım raftan. Hâlâ şaşırıyorum uzaktaki bir yazıyı okuyunca, heyecanlandıran bir şey. Çok şükür. Bin şükür elhamdülillah. Kitabı en son geçen yıl Eylül 27'de okumuşum. Durup dururken gözüme görünmesi, aklıma düşmesi boşuna değil yani. Zamanı gelmişse demek ki. Aslında bu kitabı okurken inceden bir öfke hissediyorum ama yine de seviyorum. Sadece edebi tarafından yaklaşmaya çalışıyorum öbür türlü selvi boylum al yazmalım meselesine döner, filmi yarıya kadar izleyip gerisini izlememem gibi yarıya kadar okurum bunu da, gerisini okumam. Başarılısın Zweig ona sözüm olamaz. Ama bir kadının hislerini nasıl bu kadar iyi anlatabiliyorsun her kitapta, her okumada şaşarım. Hele bazı cümleleri insanın tüylerini diken diken ediyor: Ölmem sana acı verecek olsaydı eğer, o zaman ölemezdim... Sana yük olmaktansa her şeyi kendi omuzlarıma almayı tercih ettim; hayatına girmiş olan kadınlar arasında sevgi ve şükranla hatırladığın tek kadın olmak istedim. Ve insan, ölümün gölgesi üzerine düşmüşse eğer, artık yalan söylemez. Senden rica ediyorum, beni dinleyeceğin bu çeyrek saat yüzünden yorulma, çünkü ben seni bütün bir hayat boyunca sevmekten yorulmadım. Sen kitapları seviyorsun diye ben de gecenin geç saatlerine kadar binlerce kitabın içine gömülürdüm. 27 Eylül 2021 Bir kitaba teşekkür edecek olsam o, bu kitap olurdu. Bilinmeyen bir kadının mektubu, boş vazo... "Ölmem sana acı verecek olsaydı eğer, o zaman ölemezdim..." Ben ne zaman. Ne yazsam karşılamaz bu kitabı benim için. İlk okuduğum Zweig'i paylaşıyorum. Duygularımı paylaşamıyorum. Kaçıncı kez okuduğumu ben de bilmiyorum. Bu akşam bir şeyler okumak istedim. Beni bana getirecek bir şeyler. Ruhum mıknatıs gibi bu kitaba çekildi. Biriyle kavga etmem gerekmedi. Kimseyi kırmam gerekmedi. Neden ben demedim, ne olacak, ne oldu demedim. Sadece okudum. Bir tek bana mı böyle geliyor bu kitap onu da bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum. Geçenlerde bir arkadaşım bu kitaptan söz ederken çok saçma sapan bir kitap dedi. İlk başta anlamadım ama biraz açıklamadan sonra özellikle bu kitaptan bahsettiğini anladım. Çok sevindim. Bir kitaba hissettiğim şeyler eşsizse çok mutlu oluyorum. Bu kitap için söylediklerim hem çok içten hem de bana hissettirdi dediklerim bir çok somut gerçekten daha gerçek. Diğer yayınevleri de var elimde ama bunu okuyorum hep. Çünkü ben nostaljik ve hatta bazen geri kafalıyım. Böyle de öleceğim. Ölene kadar kitapları böyle seveceğim. İyi günde kötü günde. İşte ben de bu şekilde gideceğim.
Edebiyat
Bilinmeyen Bir Kadının MektubuStefan Zweig · Türkiye İş BankasıYayınları · 2022266,5bin okunma
·
310 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.