Az önce bitirmiş olduğum ve etkisinden çıkmadan hemen yorumunu sizlerle paylaşmak istediğim bir kitapla karşınızdayım: Malma İstasyonu
Yazardan okuduğum ilk kitaptı. Tadı damağımda kalan 500 sayfada olsa okurum dediğim bir kitap oldu. Elbette sevdiğim yönlerinin yanı sıra sevemediğim yönleri de oldu.
Her okur gibi bende saatlerce kitaplar hakkında konuşabilirim ama sözü uzatmadan önce kısaca konusuna değinip, ardından inceleme kısmına geçmek istiyorum.
Kitapta üç farklı insanın yolculuğuna tanık oluyoruz ama bu yolculuk sadece bir trenden ibaret değil. Her biri, geçmişten taşıdıkları yüklerle, ailelerinden devraldıkları kırgınlıklarla ilerliyor. Harriet’in yalnızlığı, Oskar’ın içten içe bitmeyen hesaplaşmaları ve Yana’nın kimliğini arayışı… Aslında hepsi farklı zamanlarda aynı istasyona doğru giderken kendi hayatlarının enkazını sırtlarında taşıyor.
Bölümler birbiri ardına açıldıkça, bu yolculuğun yalnızca bir coğrafi varış değil, aynı zamanda geçmişle hesaplaşmanın, aileden devralınan kırık parçaları anlamlandırmanın da yolculuğu olduğunu görüyoruz.
Roman, bir trenin raylar üzerindeki titreşimi gibi, zamanla ve kuşaklarla gidip gelen bir ritme sahip. Kimi zaman Harriet’in yalnızlığında, kimi zaman Oskar’ın sert tavırlarının ardındaki kırılganlıkta, kimi zaman da Yana’nın arayışında durup düşünüyoruz. Hepsinin ortak yanı, aile dediğimiz yapının kimi zaman güvenli bir liman değil, içinden çıkılamayan bir labirent oluşu.
Kitabı tek bir cümleyle özetleyecek olursam, arka kapaktaki şu sözün üstüne çıkmak zor:
“Kendine özgü kurgusuyla zamanda hızla ilerleyen bir tren Malma İstasyonu; her bölümü bir sonrakine eklemlenen bir kompartıman. Alex Schulman, miras geçmişin izini sürerek ebeveynlerinin hatalarını yüklenmek zorunda kalan çocukların hikâyesinin peşinde yine…”
Kitabı okurken Harriet’a sinirlenmeden edememiştim.
Oskar gözümde masum, Yana daha da masumdu.
Bo ise hayatın çileleri arasında boğulan çaresiz biriydi.
Bo nasıl soğuk geliyorsa Harriet’ta bazen öyle itici geliyordu. Fakat kitabın sonlarında Harriet’i hissettim ve Oskar’dan nefret ettim ama onu anladım. Harriet’a sarılmak istedim.
Kitap boyunca zihnimde Bo’ya yeterince değer vermediğim için üzüldüm. Bo biraz daha kendimi ifade edebilen biri olmalıydı.
Harriet’ın annesinden nefret ediyorum. Yana bile bir arayış içerisindeyse bir yerden sonra ondan kaynaklanıyor.
Karakterler üzerine o kadar çok konuşabilirim ki buna cümleler yetmez.
Kitabın yarısından fazlası bir çocuk ağzından anlatılıyordu ve Schulman bunu çok iyi yapmıştı. Yana’nın da Harriet’ın da neler hissettiğini bize çok iyi hissettirdi yazar.
Kitabın başındayken zaman geçişleri ve şimdiki zaman kipi kullanılmasının beni rahatsız etmediğini söyleyemem. Fakat daha sonra o dile alıştım. Hele kurgusunun içine girince bu neredeyse beni hiç rahatsız etmedi ve bazı yerlerde beni heyecanlandırdı bile.
Empati yeteneğimi geliştiren, geçmiş travmaların hayatımızı nasıl etkilediğini bana bir kez daha hatırlatan ve bana “kitap okuduğumu hissettiren” Alex Schulman’a teşekkür ediyor ve kitabı size şiddetle tavsiye ediyorum.
Kitaba puanım 8,5/10
Kitapla kalın, hoşçakalın. Bir sonraki kitapta görüşürüz.
Alex SchulmanMalma İstasyonu