Yıllar önce, hatırlayamadığım bir tarihte okuduğum bir eser. Uzun bir zaman diliminden sonra yeniden okumak çok daha farklı bir deneyim oldu.
Eser, en genel anlamda ve en kısa biçimde;● Okyanusya adlı hayali bir ülkede,● Yönetime adeta bir kabus gibi çökmüş olan Parti'nin,● Tarihi çarpıtmak, dezenformasyon, zaman ve gerçeklik algısını manipüle etmek, her bir yurttaşın düşünce dünyası ve kişisel tercihlerini biçimlendirmek yoluyla,● Bireyselliği, özgür düşünceyi yok etmek ve nihayetinde,● İktidarını daimi kılmak çabasını anlatmakta.
Bu bağlamda, totalitarizmin insan ruhunu kırabileceği, şekillendirebileceği fikrini ön plana çıkartan roman güçlü bir karamsarlık barındırmakta.
Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, 1954, 1956 ve 1984 yıllarında beyaz perdeye de aktarılmış kült bir eser (hdfilmizle.to/1984-izle). Bir başka özgün senaryo dahilinde çekilmiş olan Kör Topraklar (The Land of the Blind) filminin "1984"ten etkilendiğini söylemek mümkün. Ama modern distopyanın önde gelen isimlerinden Zamyat'in "Biz"inin Orwell'in "Bin Dokuz Yüz Seksen Dört"ü üzerindeki etkisi daha belirgin. Huxley'in "Cesur Yeni Dünyası"nda haz ve tüketime dayalı bir kontrol teması varken, Orwell bu eserinde zor, baskı, şiddet, manipülasyon, işkence yoluyla törpülenmiş bireylerin "rıza"sına (?!) dayalı bir kontrolü öngörmekte.
Bin Dokuz Yüz Seksen Dört kurgusunda yer alan çiftdüşün (doublethink), Büyük Birader (Big Brother), vb. kavramlar pek çok distopyaya da ilham olmuş.
Eser genelinde hakim olan karamsarlık, mutlak bir çözümsüzlük dogması olarak nitelendirilemese de, yazar, eserinde çözüme dair çok net öneriler sunmamakta. Sadece ruhunu, özgürlüğünü koruyamayan birey ve toplumların neler yaşayabileceğine dair uyarılarda bulunmakta.
Neredeyse bir asır önce yazılmış bir distopyanın senaryosunun, 21. yüzyılın demokrasi yolculuğunu düşe kalka da olsa sürdüren toplumlarında önemli ölçüde vücut bulmuş ve bulmakta olduğunu görmek ise gerçekten çok üzücü bir durum.
Bu durumdan kurtulmak veya bu duruma düşmemek için yapılması gerekenleri şu şekilde sıralamak mümkün:
- Bireysel ve toplumsal bağışıklığın temeli olan eleştirel düşünme kültürünün edinilmesi, yaygınlaştırılması,- Tarih bilgisinin sadece fanatik ve ideolojik mitler doğrultusunda değil, objektif bir bakış açısıyla, sebep-sonuç dairesinde ele alınması,- Totaliterliğin işine geldiği şekilde bireyin kalabalıklar içinde yanlızlaşmasının önlenmesi (kollektif ve örgütlü hareket refleksine sahip bir toplum yapısının desteklenmesi),- Ülkedeki medya, eğitim, yargı, yürütme, yasama birimlerinin azami ölçüde ve sürdürülebilir biçimde özerk kurumlar haline getirilmesi,- Eğitim sisteminin kitleleri sadece bilgi ile değil, demokrasi kültürüyle (tahammül, çoğulculuk, azınlık hakları) de donatmasının sağlanması,- Demokratik normları savunan uluslararası iş birliklerinin desteklenmesi,Bir başka deyişle, eğitimiyle, yargısıyla, medyasıyla, yasama ve yürütmesiyle;
■ bireysel eleştirel düşüncenin, tarih ve medya okuryazarlığının, sivil toplumun, hukukun üstünlüğünün, eğitim reformunun ve yönetim yetkisinin;■ evrensel hukuk, insan hakları, şeffaflık, hesap verebilirlik odağında biçimlendirilmiş makul ve erdemli sınırlar dahilinde işletildiği, korunduğu■ ERDEMLİ YÖNETİM BİÇİMLERİNİN İŞLETİLEBİLECEĞİ, İSTİKRARLI VE SÜRDÜRÜLEBİLİR TEŞKİLATLARIN TESİS EDİLMESİ.Kim bilir, belki ütopik bir temenni ama en azından daha yaşanabilir bir dünya için, başlangıç seviyesinde bile olsa, hiç bir zaman tam olarak gerçekleşemeyecek olsa da, en azından güzel ve kabul edilebilir bir hedef değil mi?Varsın ütopyalarımız gerçekleşmesin, varsın daha yaşanabilir, daha nefes alınabilir, daha huzurlu, daha aydınlık bir gelecek adına umutlarımız, göle çalınan mayadan ibaret kalsın ama EN AZINDAN BAŞKA DİSTOPYALAR UYANAMADIĞIMIZ BAŞKA KABUSLARIMIZ OLMASIN!...
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200bin okunma