Teşekkür ederim yorumun için. Doğru, Atsız görüşlerini çoğu zaman Türk tarihine dayandırmıştır. Ama burada sorun, bu bilgilerin kendisi değil ki. Sorun, bu tarihsel referansların nasıl seçildiği ve neye hizmet ettiği. Atsız’ın onları bir tarihçi titizliğiyle değil, ideolojik bir kurgunun içine yerleştiriyor. Yani doğru noktaya işaret ediyor ama yanlış pencereden bakıyor. “Kadın muhteremdi” diyerek kadını kutsamak başka, “öğretmenlik kadına uygun değildir” diyerek onu toplumsal üretimden dışlamak başka. Tarih, bir milletin kültür kodlarını anlamak için bize veri sunar; fakat bu veriler, destansı ve sembolik anlatılarla karıştırıldığında, tarih olmaktan çıkıp bir tür mitolojiye dönüşür. Atsız’ın yaptığı da tam olarak bu. Atsız, tarihsel örnekleri seçerken kendi ideolojik süzgecinden geçiriyor; yani tarihsel olanı değil, işine geleni aktarıyor. Hunlar’dan bugüne ‘kesintisiz’ bir Türk aile modeli varmış gibi düşünmek, tarihsel sürekliliği fazla zorlamak oluyor. Aile yapıları, evlenme gelenekleri, kadın-erkek rolleri her dönemde değişim göstermiştir. Burada tarihsel gerçeği tartışmak yerine, Atsız’ın milliyetçi idealiyle tarihi yan yana getiriş biçimini ele almak daha doğru olur. Atsız’ın Türk tarihine dair bilgisi geniş olabilir, fakat bu bilgiyi yorumlarken modern değerlerle çelişen, hatta onları dışlayan bir yaklaşım sergiliyor. Ayrıca “devlet fikri aile fikrinden üstündür” diyerek bireyi ve aileyi devletin mutlak otoritesine teslim eden bir anlayışa varıyor ki bu da Cumhuriyet’in yurttaşlık fikriyle çelişiyor. Yani Atsız’ın tarihsel referansları var, evet; ama bu referanslar, ideolojik bir filtreyle sunuluyor. Benim eleştirim de tam olarak buna. Türkçülüğü savunurken kendi tarihsel mirasını seçici biçimde kullanmak, onu daraltmak ve ideolojik körlüğe dönüştürmek. Kısacası mesele, Hunlar’da kadın kapalı mıydı, Mete ne dedi meselesi değil; mesele, Atsız’ın tarihten çıkardığı malzemeyi nasıl işlediği ve bunu hangi ideolojik amaçla kullandığı.