Dar Ufuklu Bir Milliyetçilik
6/10
·177 syf.··
2021 44. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2021 13:52
Atsız’ın Türk Ülküsü, Türkçülüğün ideolojik temellerini sistemli biçimde ortaya koymayı amaçlayan bir eser. Kitap, tarih, edebiyat ve sosyoloji üzerinden “Türk milletinin varoluş kaygısı”nı dile getirirken, bir yandan da Cumhuriyet’in henüz taze olduğu bir dönemde Türkçülük hareketine kendi damgasını vuruyor. Buraya kadar akademik çerçevede bakıldığında, kuşkusuz ki Türk Ülküsü Türkçülük düşüncesinin en etkili metinlerinden biridir. Ancak mesele şu: Atsız, Türkçülüğü savunurken zaman zaman öylesine keskin uçlara savruluyor ki, bu kısımlar hem tarihsel hem de sosyolojik açıdan sorgulanmadan geçilecek gibi değil. Mesela kadınlara dair söyledikleri… “Kadın, çocuğu doğurmak ve yetiştirmek için vardır; öğretmenlik kadına uygun değildir.” Şimdi, Türk tarihini bilen biri böyle bir cümleyi nasıl savunabilir? Eski Türk toplumlarında kadınların hatun sıfatıyla devlet yönetiminde bile yer aldığı, Orhun Yazıtları’nda hakanla birlikte anıldığı bir mirastan geliyoruz; Atsız’ın bu konuda kendi kültürümüzün tarihsel gerçekleriyle çelişmesi gözden kaçacak bir durum değil. Kadını toplumdan men etmek, Türk töresinden değil; Olsa olsa Arap bedevisinden ithal edilmiş bir zihniyettir. Atsız’ın Türkçülüğü burada kendi özüne ihanet ediyor. Yine demokrasi ve Cumhuriyet hakkındaki eleştirileri… Atsız, Türklerin yönetim geleneğini tek hakanlık ve otorite merkezli bir sistem olarak idealize ediyor, “demokrasi bize uymaz” diyecek kadar ileri gidiyor. Bu noktada tarihçi gözüyle baktığımızda, mesele aslında daha karmaşık: Türklerin devlet geleneğinde hem merkeziyetçi eğilimler hem de kurultay ve ortak karar gibi daha katılımcı unsurlar var. Yani Atsız’ın iddia ettiği gibi tek boyutlu değil. Fakat Atsız, kendi ideolojik bakışını mutlak doğru gibi sunarak Cumhuriyet’i adeta bir Batı icadıymış gibi küçümsüyor. İşte burada Türkçü bir yazarın kendi kurduğu mit uğruna Cumhuriyet gibi bir kazanımı görmezden gelmesi ciddi bir problem. Irk meselesine baktığımız zaman ise kitapta doğrudan ırkçılık yok, ama “Türk olmayanın geri kalmışlığı” imasına sıkça rastlanıyor. Bu da eserin evrensel anlamda değil, kapalı ve dışlayıcı bir milliyetçilik anlayışını beslediğini gösteriyor. Atsız, kitap boyunca Atatürk’ün ismini ya hiç anmaz ya da devrimleri küçümseyerek dolaylı bir mesafe koyar. Atsız’ın açık açık bir Atatürk düşmanlığı yok ama Cumhuriyet devrimlerine duyduğu mesafeyi satır aralarında hissediyorsunuz. Özellikle Batılılaşma ve demokrasi konularındaki eleştirileri, doğrudan Atatürk’ün vizyonuyla çelişiyor. Bu yüzden eser, Cumhuriyetçi bir Türkçü için hem ilham verici hem de itici bir okuma oluyor. Türkçülüğü savunuyor ama Cumhuriyet’i hiçe sayıyor. Oysa Atatürk’ün Türkçülüğü, Türk Ülküsü'nün ete kemiğe bürünmüş halidir. Atatürk’ü bu çizgiden çıkarmak, Türkçülüğü eksiltmek değil, büsbütün bozmak olur. Özetle Türk Ülküsü, Türkçülük fikrinin temel taşlarından biridir; fakat içinde barındırdığı kadın karşıtı, anti-demokratik ve Cumhuriyet karşıtı söylemler görmezden gelinemez. Kitabı göklere çıkarıp putlaştıranların yaptığı gibi tek yanlı okumak büyük bir hata olur. Okumak isteyen herkes için değerli bir kaynak, evet; ama aynı zamanda Atsız’ın ideolojik körlüklerinin de belgelerinden biridir. #124608729
Siyaset
Türk ÜlküsüHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken · 20154,928 okunma
·
2 +1'leme
·
537 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Doğru noktalara yanlış yerden yaklaştığını düşünüyorum. #123863506 ve Mete'nin "at, kadın, toprak" hikayesi vs. Çok örnek var, ilk aklıma gelenler bunlar. Konunun doğruluğu yanlışlığında değilim ama yazarın görüşlerini dayandırdığı yerler buralar aslında.
Tengrigen
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim yorumun için. Doğru, Atsız görüşlerini çoğu zaman Türk tarihine dayandırmıştır. Ama burada sorun, bu bilgilerin kendisi değil ki. Sorun, bu tarihsel referansların nasıl seçildiği ve neye hizmet ettiği. Atsız’ın onları bir tarihçi titizliğiyle değil, ideolojik bir kurgunun içine yerleştiriyor. Yani doğru noktaya işaret ediyor ama yanlış pencereden bakıyor. “Kadın muhteremdi” diyerek kadını kutsamak başka, “öğretmenlik kadına uygun değildir” diyerek onu toplumsal üretimden dışlamak başka. Tarih, bir milletin kültür kodlarını anlamak için bize veri sunar; fakat bu veriler, destansı ve sembolik anlatılarla karıştırıldığında, tarih olmaktan çıkıp bir tür mitolojiye dönüşür. Atsız’ın yaptığı da tam olarak bu. Atsız, tarihsel örnekleri seçerken kendi ideolojik süzgecinden geçiriyor; yani tarihsel olanı değil, işine geleni aktarıyor. Hunlar’dan bugüne ‘kesintisiz’ bir Türk aile modeli varmış gibi düşünmek, tarihsel sürekliliği fazla zorlamak oluyor. Aile yapıları, evlenme gelenekleri, kadın-erkek rolleri her dönemde değişim göstermiştir. Burada tarihsel gerçeği tartışmak yerine, Atsız’ın milliyetçi idealiyle tarihi yan yana getiriş biçimini ele almak daha doğru olur. Atsız’ın Türk tarihine dair bilgisi geniş olabilir, fakat bu bilgiyi yorumlarken modern değerlerle çelişen, hatta onları dışlayan bir yaklaşım sergiliyor. Ayrıca “devlet fikri aile fikrinden üstündür” diyerek bireyi ve aileyi devletin mutlak otoritesine teslim eden bir anlayışa varıyor ki bu da Cumhuriyet’in yurttaşlık fikriyle çelişiyor. Yani Atsız’ın tarihsel referansları var, evet; ama bu referanslar, ideolojik bir filtreyle sunuluyor. Benim eleştirim de tam olarak buna. Türkçülüğü savunurken kendi tarihsel mirasını seçici biçimde kullanmak, onu daraltmak ve ideolojik körlüğe dönüştürmek. Kısacası mesele, Hunlar’da kadın kapalı mıydı, Mete ne dedi meselesi değil; mesele, Atsız’ın tarihten çıkardığı malzemeyi nasıl işlediği ve bunu hangi ideolojik amaçla kullandığı.
Yerinde bir inceleme olmuş özellikle kadınlara ve mesleğine karşı tutumu oldukça sert Atsız’ın.
Tengrigen
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim.