Tavsiye üzerine aldığım bu kitap, kitaplığımda uzun süredir duruyordu. Okuduktan sonra niye bu kadar erteledim ki diye sorguladım kendimi. Belki de doğru zaman bu zamandı.
İhsan Oktay Anar masal tadında bir roman yazmış. Heleki o giriş cümlesi yok mu?
Ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli işler ve erbab-ı livata rivayet ve ilan, hikayet ve beyan etmişlerdir ki kun-ı Kâinattan 7079 yıl, İsa Mesih'ten 1681 ve Hicretten dahi 1092 yıl sonra, adına Konstantiniye derler tarrakası meşhur bir kent vardı.
Burada bahsettiği şey ise benim anladığım kadarıyla; bir zamanlar bilginlerin, cahillerin, üçkağıtçıların, namusluların, içkicilerin, eşcinsellerin yaşadığı, gümbürtüsüyle meşhur İstanbul adında bir kent vardı.
Kitap, 17. Yüzyılda Osmanlı Devleti'nin görünmeyen yüzünden bahsediliyor. Kitabı okuduktan sonra Osmanlı Devleti'nin sadece savaşlardan, fetihlerden ibaret olmadığını, bünyesinde barındırdığı toplumların barış içinde yaşaması sağlanmaya çalışırken aslında bunun o kadar da kolay olmadığını fark ediyorsun. Yazar bunu masalsı bi anlatımla okuyucuya aktarmış. İnsanoğlunun kendi içinde yaşadığı karmaşayı ve bu karmaşadan aslında kaçamayacağını, sorgulamanın, düşünmenin kucağına bi şekilde düşeceğini ve bunun sonucunda da bilgiye ulaşabileceğini ama her bilginin de yeni kapılar açtığını ve sonsuzluğu görebiliyoruz.
Kitapta gerçek olanla düşü ayırt etmek zor. Sonuç olarakta sanki bi yarım kalmışlık hissi var. Muhtemelen bu da bilginin sonsuzluğundan kaynaklanıyor. Verilen mesajlar güzel. Felsefi bir boyutu da var kitabın. Eski kelimeler çok fazla kullanılmış. Bu beni zaman zaman bölse de bi solukta okuduğum bir kitap oldu. Muhtemelen arada elime alıp altını çizdiğim yerlere bakacağım.
Puslu Kıtalar Atlası kitabını okumayı düşünürseniz eğer, tavsiyem önceden kitap hakkında bir araştırma yaparsanız okumanız daha kolay olur diye düşünüyorum. Şimdiden keyifli okumalar.