Sally Rooney’nin Intermezzosu, ilk bakışta iki erkek kardeşin hikâyesi gibi görünüyor ama aslında çok daha fazlasını anlatıyor. Peter ve Ivan’ın hikâyesi, kayıpla, yasla, kırılganlıkla ve ilişkilerin içindeki görünmez çatışmalarla dolu bir “ara bölüm” gibi. Zaten kitabın adı da buradan çok şey söylüyor: bir geçiş, bir nefeslenme, bir “arada kalma” hâli.
Peter, başarılı bir avukat. Dışarıdan baksanız her şeyi yolunda gibi. Ama iç dünyasında bir dağınıklık var; özellikle kadınlarla olan ilişkilerinde huzursuzluk ve tatminsizlik hissediyorsunuz. Ivan ise daha genç, içine dönük, satranca kafayı takmış bir karakter. Onun sessizliği, çevreyle kurduğu kırılgan ilişki bana Rooney’nin insan ruhundaki en çıplak tarafları gösterme becerisini hatırlattı.
Bu kitapta olan biten büyük olaylar değil; tam tersine küçük anların içindeki yoğunluk. Rooney yine çok tanıdık bir şekilde insanın en sıradan anlarını alıp içinden evrensel duygular çıkarıyor. İki kardeşin yas tutma biçimleri mesela: biri dışarıya “başarılı, güçlü” görünürken içten içe parçalanıyor, diğeri ise sessizliğiyle hayata tutunmaya çalışıyor. Bu bana kayıplarımızla baş etme yollarımızın ne kadar farklı olabileceğini düşündürdü.
Rooney’nin dili çok yalın ama bu yalınlığın içinde inanılmaz bir derinlik var. Cümleleri kısa, hatta çoğu zaman suskun; ama tam da bu suskunluk insanın içine işliyor. Bazen kitapta olan değil, olmayan şeyler daha çok şey söylüyor. Mesela karakterlerin birbirine söylemediği sözler, arada kalan bakışlar… Bu açıdan Intermezzo, duyguların açık değil ima yoluyla aktığı bir roman.
Tabii bu tarz herkese hitap etmiyor. Eğer “hikâyede ne olacak?” diye sürekli merak etmek isteyen bir okursanız, tempo size yavaş gelebilir. Çünkü Rooney burada olay örgüsünden çok “insan ruhunun ara durakları”na odaklanıyor. Kitabı bitirdiğinizde büyük bir çözüm, net bir kapanış bulamayabilirsiniz. Ama belki de zaten hayatın kendisi böyle: çoğu şey eksik, çoğu şey yarım kalıyor.
Benim için Intermezzo, Rooney’nin olgunlaştığını gösteren bir roman. Önceki kitaplarındaki gençlik enerjisi yerini daha ağır, daha gölgeli bir atmosfere bırakmış. Ama o tanıdık samimiyet, insanı yakalayan duygusal gerçekçilik hâlâ orada. Kitabı okurken sık sık düşündüm: “Biz de aslında hayatlarımızda hep bir intermezzo yaşamıyor muyuz? Hep bir şeylerin arasında kalmıyor muyuz?”