Gece Açan Çiçekler – Tarık Tufan
Tarık Tufan’ın yazılarını okumak, insanın kendi içinde derin sohbetlere dalması gibi. Onun satırlarında yer alan kırgınlıklar, üzüntüler ve hayal kırıklıkları okuru derinden sarsıyor. Gece Açan Çiçekler’de de aynı yoğunlukla karşılaşıyoruz. Kitabın bazı yerlerinde gözlerim dolduğu için ara vermek zorunda kaldım. Bu yüzden bitirmem zaman aldı; ama belki de bu, kitabın etkisinin en açık göstergesi.
Roman, iki ayrı hikâyeyi iç içe anlatıyor. Osmanlı’nın son döneminde zindanda ölüme yaklaşan Derviş Ali, yaşadıklarını ve Handan Hanım’a duyduğu büyük aşkı hatırlıyor. Diğer yanda ise günümüzde Canfeda Konağı’nda Halide’nin gözünden bir ailenin hüzünlü hikâyesine tanıklık ediyoruz. Reyhan Hanım’ın kocasının terk edişiyle başlayan mutsuzluğu, konağa bir sis gibi çöküyor ve en çok da çocukları etkiliyor. Halide ise bütün kırgınlıklarına rağmen kardeşlerine tutunmaya çalışıyor.
Geçmişle bugün arasında kurulan bu bağ, aslında insanın zamana direnen yaralarını ve özlemlerini görünür kılıyor. Zindandaki Derviş Ali ile konağın hüzünlü kızı Halide arasında görünmez bir ortaklık var: İkisi de kendi “kilitli odalarının” kapısını açmaya, kendi acılarıyla yüzleşmeye çalışıyor.
Tarık Tufan, felsefe ve tasavvufla yoğrulmuş dili, bol metaforları ve tarihî atmosferiyle romanı derinleştiriyor. Gece Açan Çiçekler, aile bağları, imkânsız aşklar, yalnızlık ve yüzleşmeler etrafında şekillenen; geçmişle bugünü buluşturan güçlü bir eser.
Gece Açan ÇiçeklerTarık Tufan