Puan vermedi·256 syf.····Okunma: 13 Eylül 2025 23:54 Orta yaşlarında, mutsuz ve yalnız bir yazarın içsel yolculuğuna şahitlik ettim; özellikle aşkta tutunamayışı onun kırılganlığını daha da derinleştirirken beni de bu yalnızlığın içine çekti. Yol boyunca Ahmet Hamdi Tanpınar’dan Oğuz Atay’a, Nabokov’dan Kafka’ya, Borges’ten Orhan Pamuk ve Camus’ya kadar birçok yazara yapılan göndermelerle karşılaştım. Kitabı okurken kendimi resmen Tanpınar okumaya kışkırtılmış gibi hissettim; Tanpınar’ın o meşhur dizeleri zihnimde yankılandı: “Ne içindeyim zamanın, ne de büsbütün dışında.” Aslında romanın kendisi de böyle; gerçeğin, rüyanın ve kurmacanın arasında salınarak ilerliyor.
Bu yazarların en az birini okumuş olanlar için romanın sayfaları adeta bir şölene dönüşüyor; bildik eserleri hatırlatıyor, yeni bağlantılar kurduruyor ve başka kitaplara kapı aralıyor. Benim için kitabın en kıymetli tarafı da tam olarak buydu.
Gülsoy’u ilk kez Ressam Vasıf’ın Gizli Aşklar Tarihi ile okumuştum ve daha o zaman alıştığım kalıpları yıkan bir yazar olmuştu benim için. Baba, Oğul ve Kutsal Roman da aynı şekilde bir solukta bitip bende uzun süre iz bırakan bir deneyim oldu. Farklı anlatım tekniğiyle yazılmış olması, ona 2013 Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü’nü getirmiş; ama ödülden çok, eserin edebiyata duyduğu saygı ve edebiyatın içinden yeni edebiyatlar üretme çabası dikkatimi çekti. Baba, Oğul ve Kutsal Roman sadece bir hikâye anlatmıyor; okuru edebiyatın katmanlarında dolaştırıyor, tanıdık sesleri yeniden hatırlatıyor, yeni yollar açıyor ve bitirdiğimde aslında hiçbir şeyin bitmediğini, edebiyatın hep devam eden bir yankı olduğunu iliklerime kadar hissettiriyor.