Puan vermedi·128 syf.····Okunma: 14 Eylül 2025 00:00 Yani ben şimdi sana ne diyeyim Tezer abla? O dönemki yazdıkların ablaç (anaç kelimesinden yola çıkıp ablak kelimesinin de yakınından geçtiği, abla gibi ablaya dair anlamında kullandığım söz) bir tavırda olduğu için abla diyeceğim yoksa ağzımı bozup başka şekillerde de seslenebilirim önüne arkasına bir şeyler ekleyip. Bu şehir yanlış yere kurulmuş, dağı taşı yanlış yerde, yağmuru yağdırmıyor, güneşi doğurmuyor gibi şikayetlerin var be abla, ben de şu an Katie Melua'dan If you were a sailboat dinliyorum mesela yürürken bahçelievlerde, beklerken hamburgercide, bana da çocukluğumda hissetmediğim tüm o buhrani renkleri özlettiriyor ama zorlama gördüğün gibi, çünkü daha önce hissetmediğin şeyleri özlemek zırvadır çünkü kötücüllükten uzakta çocuk mallığıyla yaşarken buhranı olsa bile görmeyecek renklerinden uzak duracaktım hâliyle, bana öyle denildi diye ya da öyle durmam gerektiğine inandığımdan sadece ama ona bile karışıyorsun be abla, kontrol edeyim ne demişsin çocukluk için:
Çocukluğun sürgününde değilim. Çocukluk, tutukluk, çocukluk sürgün. Torino kenti gibi. İnsanın kaçması gereken bir kesit. "Ölüler ülkesine yolculuğa" çıkmaması için, kaçması gereken bir kesit.
Böyle demişsin mesela, sürgün çocukları mutlu ediyorsa, hatta ne hissettirdiğini bilmediği duygular uyandırıyorsa neden müdahil olalım sınırlarına abla, bırak da çocukluğun bari kendine has yanı öylesine birden ortaya çıksın. Hem çocukların çirkin bulduğu şeyler sahiden çirkindir derler, bunu boşuna demezler heralde, e diyorlarsa da bu çocukluğu, çocukları daha bir dokunulmaz yapmaz mı, tayin edilemez yapmaz mı en azından hislerinin ve düşüncelerinin geçtiği kaderlerine.
Şu an az önce bahsettiğim şarkıyı 4 ya da 5'inciye dinliyorum mesela ama nasıl onu dinlemek için geri sarıyorsam o şekilde zorluyorsun olmaz şeyleri ifade etmeye kendini, olduğun yerden duymuyorsun bence bu dediklerimi de işte ben de incelemeyi okuyanlar için bu kadar da daralmaya, nefessiz kalmaya gerek yok diyorum, bak "Nefessiz Kaldım" yazmış Şebnem Ferah da ama bunun 4 dk 3 saniyelik bir şarkı olduğunu bilerek dinliyebiliyorum, o da umutsuz ve daralmış ama bunu senin edebiyat, sınırsızlık diye diye bitiremediğin kavramlarını bilmem hangi prangalarından koparıp sonsuza yaymamış, süresi var ve bitiyor, şarkıları bitince de gülümseyip yoluna umutlu devam edebileceğini hissettiriyor bunu da zorlamadan gösterebiliyor hem de bu kadar güçlü bir söz yazarıyken süslemiyor senin kadar, gerçi üzerine fazla gelmiş olabilirim ama abla be, bahsettiğin tüm o şeylerin de bir sınırı olmaz mı, intiharın eşiğinde ya da uzağındayken bunun o 'an'a o döneme has olduğunu anlayamaz sezinleyemez miyiz, öteki türlüsü kurtulmamız gereken bir hastalık olmaz mı, 40'larındayken geri kalanını da tüketmeye gözünü karartmış bir ergen gibi geldi uzatmaların.
Belli ki başarılı, algıların açık, meraklı, çok iyi gözlemci birisin ama kendinin esiri olmaktan ve esiri etmekten kurtulamaz gibisin dışarıyı, bu; bana zamanında benden, ümitsizliğimden dolayı uzaklaşan insanların haklı tavrını hatırlatıyor ama o zaman bunu anlayamıyordum, sonra hayatın içine renkleri görmeye niyetlenerek çok da kasmadan dalmaya çalıştım ve olduğu hâli bu, şu an mesela arkada hoş bir şarkı varken bile Nefessiz Kaldım'ı dinliyorum inatla. Yeri mi mesela bu kadar ses tonu varken ısrarla dinlemeye bu şarkıyı ama hayat öyle işte: zengin, istesen de istemesen de. Öğretiyorlar size bu ümitsizliği, yayım yayım yayıyorsunuz sonra onu, yakışmıyor.