Bir cenaze daveti ile başlayan yolculuk, geçmiş yaşamın vedalaşamadığımız, hesaplaşamadığımız, yanımıza alamadığımız tarafları ile alma verme dengesini sağlamaya çalışan bir güzergaha dönüşüyor.
Bugün takılıp düştüğümüz her şey geçmişin attığı çelmenin büyüklüğüne göre, aldığımız yara ve iyileşme hızı da aynı oranda değişiyor. Gerçeklerden ne kadar kaçarsak hasar tespit çalışmamız pahasıyla geleceğe taşınıyor.
Sevdiğimiz, sevmediğimiz, uzak durduğumuz ya da ruhumuza kattığımız her insan zihnimizin içinde bir süre yaşamaya devam ediyor. Çünkü meselelerimiz bitmiyor. Yaşarken işin içinden çıkamadığımız her şey taraflardan birini geride bıraktıktan sonra da sürüyor. “Aslında öyle değil”lerle başlayan her cümle, yaşananları savunmanın ötesinde bir kabullenmişlik oluyor. Belki de gerçeği gizleme isteği. O yüzden geçmişin hesabını hiç kapatamıyoruz. Çünkü her şey bizi var eden bir parçamız.
Kitabın hatırlattığı bir diğer şey pandemi günleri. O anlara dair hepimizin hatıraları biraz aynı biraz farklı. Ama bu süreci evinin uzağında bir otel odasında geçirmek de kolay bir şey değil. Üstelik aynı dili konuşamadığı bir kadın, bir adam, bir çocuk ve bir kedi ile birlikte aynı odada.
Geçmiş dediğimiz zaman dilimi bazen öyle şeylere tanıklık ediyor ki para üstü olarak verilen sakız kadar değersiz gördüğümüz bazı anlar aslında her an bugün yanımıza katıp geleceğe de taşıdığımız bir öneme sahip oluyor. İşte tüm bu harç malzemeleri ile karıştırdığımız harman bir süre sonra zihnimizde gürültü yaratan içsel bir sese dönüşüyor. Bunu kitabın karakteri ile çok hissediyoruz.
Geçici olarak konakladığımız bir otel odası mekansal bağlamda aslında ince ya da kalın bağ kurduğumuz bir şeye dönüşüyor. Metrekaresi ne olursa olsun geçtiği her yaşamın bir izi kalıyor duvarlarında. Mekan, yaşamın duygusal dönüşümlerine tanıklık ediyor.
Yangın düğmesini örten cam parçası gibi korunaklı olduğumuzu zannederken, geçmişten uzanan bir el o aradaki şeffaf nesneyi bir anda kırıyor zihnimizde. Sonrası ise büyük bir kaos. İnsan zihni o dakikadan itibaren hiç susmuyor. Tıpkı Frank’in yaşadıkları gibi…
Geçmiş, bazen bir özne bir nesne bir sıfat bazen ise bir yüklem. Ama insanı ifade eden her cümlenin bir parçası. Birini çıkarsak anlam bozuluyor.