Puan vermedi·407 syf.····Okunma: 16 Eylül 2025 23:44 Otobiyografik bir roman olarak değerlendirilebilecek bu kitap tarihe bir not düşmek, tanık olmak, tüm gelişmelere ilk gözden şahit olmakla eş değerdi aslında. Çocukluğundan bu yana ülkesini candan seven, onun için canını vermeye göze alan, vatanına ve milletine hayırlı olabilmek için çabalayan, cihan hakimiyeti kurmayı düşleyen ama savaşın eteğinde büyüyen göçmen bir gencin zaman zaman yaşadığı hayal kırıklıkları, kendisine öğretilen ya da dayatılan gerçekleri sorguladığı bir hayat öyküsü Suyu Arayan Adam. ("Biz birtakım adı belirsiz hayal dağları ardından doğacak başka türlü sabahların rüyasını görüyorduk. Biz fetihler, zaferler, genişlemeler, şanlar ve nihayet bir cihangirlik için hazırlanyorduk.") Ailesinden ayrılması, abisini şehit vermesi, cephede savaşması ve yaralanması, sürgün edilmesi, savaşın çirkin yüzünü görmesi, cezaevinde kalması, hain ve vatanperverlerin birbirine karışması ve onca yaşanmışlık, bizim belki de yalnızca tarih kitaplarından okuyarak öğrendiğimiz veya öğrendiğimizi sandığımız olayları ilk ağızdan dinlememizi sağlıyor bu kitap. Bir ders kitabı okuyormuş gibi hissettiğim için okuması zor bir kitap oldu benim için ama bizlerin sıkılarak veya bir çırpıda okuyup geçtiği zorlukları ve acıları yaşamış insanların varlığını bilmek ve onların torunları olarak yaşamaya devam etmek bizler için de zorlu bir yolculuk olacaktır her daim. "Ülkü" denilen şeyin bilinçsiz veya belki de bilinçli olarak kötü ellerde nasıl hedefinden şaşabileceğini, bir insanın başka bir insandan üstün olmasının -hele ki ırk ve milletlere göre- asla mümkün olamayacağını, her şeyden önce ve önemli olanın "insan" kavramı olduğunu; tüm dünyayı kasıp kavuran, ülkeleri dibe vuran nice kanlı savaşların da işte bu üstünlük çabası ve aldanışı olduğunu belki de acı bir tecrübeyle öğrenen ve yıllarca aradığının ne olduğunu bilmeyen bir adamın uzun yolculuğu... Tüm yaşadıklarını, kavgalarını, aşk ve acılarını düşünerek çekildiği inziva sonunda bulduğu şey/su ise kendisi, kendi benliği oluyor yazarın. Acı ya da tatlı, yaşadığımız her ne varsa bize bir şeyler öğretti. Kavuşulan şey belki de bir netice değil, yol ve yolculuğun kendisiydi. Aradığımız şey, ülkü ya da su, bu her neyse, yine kendi içimizdeydi.