Merhaba,
Bir Fransız yazarın Afganistan’daki kadim bir oyun olan buzkaşi üzerine 500 sayfalık bir roman yazması bana ilk başta şaşırtıcı gelmişti. Ancak yazarın hayatını araştırmaya başlayınca bunun aslında o kadar da garip olmadığını fark ettim. Romanın tamamen gözleme mi dayalı olduğu yoksa Afganistan’ın kültürüne dair derin bir bilgiyle mi yazıldığı sorusu zihnimi kurcaladı. Çünkü bu coğrafyayı ben yalnızca haberlerden ve yazılardan tanıyorum; yakından bildiğim bir kültür değil.
At, tarih boyunca insanın en yakın dostu olmuş. Fakat kadına değer verilmeyen bir toplumda atın her şeyin önüne geçmesi bana daha da ilginç geldi. Özellikle bir babanın toplumda gördüğü saygı ve takdir karşısında oğluna duyduğu kıskançlık, oğlunun da çocukça bir tutkuyla babasına meydan okuması dikkat çekiciydi. Buzkaşi gibi ölümüne bir oyunda, oğul babasına meydan okumak uğruna hayatını riske atabiliyor. Bu çatışmayı, yol hikâyesi üzerinden adım adım okumak gerçekten etkileyiciydi.
Yazarın olayları ilmek ilmek işlemesi, coğrafyayı gözlerimin önüne sermesi, bana yabancı olan bu dünyayı kelimeler aracılığıyla araştırmama vesile oldu. Hem kültür hem de insan doğasına dair çok şey öğrendim. Bu nedenle yazara teşekkür borçluyum. Okuduğum kitaplar arasında zihnimde farklı bir renk olarak kalacak.