Puan vermedi·272 syf.····Okunma: 17 Eylül 2025 20:00 Öncelikle kitapta müthiş psikolojik gözlemler var, tabii pek çoğu genellemeler üzerinden olduğundan hayat tecrübesi namına kendime katacağım şeyler değil. Özellikle dönemine has genellemeler, cinsiyetçi genellemeler ağırlıkta.
Kitaptaki karakterlere gelince, Dorian Gray gerçekten trajik bir kahraman, Henry ise Dionysosçu bir fareli köyün kavalcısı. Peşine taktığı insanları kendi gölgeleriyle yüzleştiren ve bundan zevk alan birisi. Kendi kötüsünü bilmeyenler nihayetinde onun kuklası oluyor. Kendi erdemi ve tasarısı olan özgün hedonizmiyle Henry kendi yaşamında mutlu olduğu halde ayartıcı düşüncelerini kendi gölgesini tanımayan insanlara yaydığında onlar için pek iyi sonuçlanmaması bu yüzdendi. Henry'nin düşüncesinin en mükemmel örneği ve onu kendisinden de iyi taşımış birisinin böyle çirkin bir sona ulaşması bu bakımdan pek tesadüf değil. Evet, Dorian'dan bahsediyorum.
''Paradoks prensi'' Henry romana sızmış bir Nietzsche desek pek de yanlış olmaz. En azından Oscar Wilde Nietzsche'den ne anladıysa o. Bana kalırsa onun fikirlerini öylece takip eden Dorian Gray anti-üstinsandır. Kendi fikirlerini edinmek, başka bakış açılarını sentez haline getirmekle ilgilenmeyip Henry gibi bir ötekinden gelen ''Bağımsızlık, İlkesizlik'' fikrini öylece benimsemesi kendi içindeki ahlâksızlığının ortaya çıkmak için bir fırsat bulmasıydı.
''Başkalarına duyduğumuz inanç kendimizde neye inanmak istediğimizi ele verir.''
-Böyle Söyledi Zerdüşt
Henry'i ise bu cümleye uygun olan zeki bir soytarı olarak görmeden edemiyorum. Bu bakımdan inançsızlığı aslında kendi zevklerine hizmet eden bir etik geliştirmesi için kılıfı olmuş Henry'e. Kimsenin hiçbir şeyi kesinlikle bilemeyeceği bir yerde insana mutluluğu bahşeden şeyin doğayla uyumlu olmak gibi basit bir cevapla geçiştirilmesinden sonra ''bayağı'' olan duyguları görmezden gelip sadece hayatın zevklerine odaklanma fikrinin ortaya çıkması garip değil. Ancak Dorian'da da gördüğümüz üzere haz için ertelenen duygular insana önünde sonunda musallat olmaktadır. Henry'nin mutlu yaşam ideali kendisi için geçerli bile olsa insan hafızasının doğasına aykırı görünmektedir bu bakımdan. Affetmek, sineye çekmek, pişmanlık yaşamak... bunlar ertelense bile unutmak mümkün değil.
Kişisel olarak... Henry bilinmezlikten söz ederken anti-mutlak olarak bana yabancı değil fakat bu durum karşısında kendimi ondan farklı şeyleri düşünmeye meyil ederken buluyorum.
Bağlılık, sevgi, sadakat, dostluğa değer veriyorum; bunları yaparken kendinde mutlaklık barındırmaması onları saçma kılsa da aşağı ve çürümüşlük kokulu kılmıyor benim gözümde.
Yine bu temelden giden Henry ise yeni tarz bir hedonizm ile işin içinden çıkıyor. Gerçekten de fikirlerden ziyade insanlar daha önemli Henry'nin kitabın bir yerde dile getirdiği gibi. Bu yüzden Henry'i yargılamıyorum ancak hiçlikten doğacak tek şeyin Henry olmasını feci derecede yargılıyorum. Dorian ise kendine bile doğamamıştı, kendi saflığıyla güzel görüldü ve başkasının gölgesiyle bir ucubeye dönüştü.
Nietzsche'den etkilenenler Nietzsche'den bir şey anlıyor ve onun farklı yönlerini yakalayarak kendi bakış açılarından gördükleri şeyi eleştiriyor. Martin Eden'de de aynı hissiyatı yaşamıştım.
Nietzsche'yi bile kendisi hususunda dinlememek gerekiyor gibi geliyor bana. Sadece Nietzsche ve ardından gelen bu eserlerin bana verdiği ufuk onların düşüncelerinin de bir otorite değil de seçim olarak var olduğunu gösteriyor. Nietzsche'nin üstinsan fikri kendisini bile aşmıştır bana kalırsa.
Dorian'ın Basil'i öldürmesinde özel olan sembolik bir yan var. Dorian'ın içinde iyi olana ve kutsal gördüğüne dair bütün bağlılığını yitirmesinin sembolü. Öyle ki Basil'in ölümünü Dorian o kadar umursamıyordu da kendi ruhundaki etkisini umursuyordu bunun.
Tablodaki Dorian'ın vicdanı idi. Kitapta bununla ilgili bir pasaj var. O tabloyu yok etmek istiyordu zira ona vicdanı azap veriyordu, azap veren ise her şeyi ortadan kaldırmak istiyordu. Bu bir nevi onun intiharı idi. Yok etme istenci şeylerden aldığı etkiyi değiştiremiyorsa etkiyi algılayan kaynağı ortadan kaldırmaya yöneldi. Bu yaptıklarındaki çirkinliği kendisine yansıtan portresiydi. Olağanüstü psikolojik imgelemeler doğrusu. Gölge, Ego, İntihar, Yok etme dürtüsü, Çaresizlik...
Bu bakımdan Dorian kendisine değil de portresine zarar verdi ve öyle öldü. O genç görünen Dorian zaten gerçek birisi değildi, portredeki ölmeliydi. Genç gibi görünse de gerçek Dorian tablodakiydi. Portrenin son yansıttığı şey bıçağın Dorian'ın o çirkin portresini yaralaması olmuştu. Onu öldüren de buydu. Dorian'ın portreyi yok etmek istemesi çaresizlik hissi ve umutsuzluğuydu. Bir insanda kendisini aynı gerekçelerle öldürür. Dorian intihar etmişti.
Son olarak Dorian'ı yalnızca Henry'nin etkisi altında bir karakter olarak değil, daha fazlası ve bu nedenle de daha azı olarak düşünmeyi yeğliyorum. Şunu demek istiyorum;
''Bir kitaptan zehirlenme meselesine gelince, öyle bir şey olamaz. Sanatın eylem üzerinde etkisi yoktur. Sanat, eyleme geçem arzusunu hadım eder; sanatın son derece kısırlaştırıcı bir yanı vardır. İnsanların ahlaksız diye nitelediği kitaplar insanları kendi ahlaksızlıklarıyla yüzleştiren kitaplardır.''
Kitaptaki bu alıntı vasıtasıyla Dorian'ın Henry sayesinde kendi ahlaksızlığıyla yüzleştiğini söylüyorum. Saf olmak iyi olmak demek değildir, baştaki Dorian iyi değilse de saftı. En sondaki Dorian ise kötü değilse de trajikti.