Zülfü Livaneli’yi her okuyuşumda şaşırtan konularla karşılıyor beni. Serenad’da ise hem yakın tarihte yaşanan, benim de kimini yeni öğrendiğim, olaylardan hem bir adamın yaşamı boyunca nasıl sevdiğinden hem de bir kadının, bir Türk kadınının yaşadığı toplumsal zorluklardan bahsediyor.
Başkahramanımız Maya; İstanbul Üniversitesinde Halkla İlişkiler departmanında çalışan, üniversiteye yurt dışından gelen konukları karşılayarak onlarla ilgilenen, 14 yaşında bir oğlu olan ve boşanmış bir kadındır. O hafta Amerika’dan gelecek olan konuğu Maximilian Wagner’la ilgilenecektir. Ancak daha konuğunu karşılayacağı sabah başlayan bir takım garipliklerle karşılaşacaktır, gelen konuk hem geçmişinde hem de geleceğinde birçok şeyi değiştirecek Maya ise hem kimliğinin hem de isminin geldiği yeri öğrenecektir.
Akıcı anlatımıyla bir oturuşta savrulurcasına okudum nerdeyse. Okurken hem geçmişi hem bugünü hem de geçmişinden söz edilen o insanların elinden alınan geleceklerini ziyaret ettim. Kitap yazarak tarihi ve yaşadıklarını somutlaştırmak isteyen kahramanımız Maya eşliğinde her girişimde adı değişen sokakların değişmeyen tarihlerini okudum. Aynı zamanda yaşayan birer tarih olan büyüklerimizin hafızalarında yatan servetin ve yaşanmışlığın asla göz ardı edilmemesi gerektiğini bir kez daha anladım.
Büyüklerimiz demişken, her ailenin bir hikayesi, bir gizi vardır deriz hep. Bu sözün ne kadar doğru olduğunu o hikayeleri okudukça fark ederiz. Maya’nın hem anneannesini hem de babaannesinin hikayeleri ailenin nesillerce saklanan hatta konusu bile açılmayan gizleri olmuş, yaşadıkları soykırımlar ve korkunç olayları kendileriyle birlikte götürmek istemiş ve çocuklarının benzer olaylar yaşamasını istememişlerdir.
Söz edilmese de kim bilir kaçımızın böyle saklı hikayeleri var, tarihe karışmış ve bugüne gelmesi istenmeyen öyküleri.
Kitapta değinecek o kadar çok şey ve dokunduğu o kadar hayat var ki; kitaba adını veren Maximillian’ın meşhur "Serenade für Nadia" eseri onun kaybettiği eşine henüz yaşarken yazdığı ve son yolculuğunda da dinlettlği, kendinin de veda müziği olan nice anlamlar ve anılar barındıran bir eser.
Okurken duymasak da kafamızda olayların akışıyla çalan bir melodi oldu Serenad. Nadia’ya yazılan ve hatırlanmak için bize emanet edilen bu eserin yalnız geçmişin hatrına okunması gerektiğini düşünüyorum.
Okuyacaklara şimdiden keyifli okumalar dilerim, kalbinizin tozlanmış acılarla yaşarmasına mani olmayın derim, zira Nadia ve Max’ın öyküsü öyle duygu yüklü ki…