Puan vermedi·739 syf.····Okunma: 16 Eylül 2025 18:07 Selam. Bu ayın bir diğer okuduğum kitabı Thomas Mann'dan Doktor Faustus adlı romanı oldu.
Yoğun bir anlatıma sahip eser, düşlemimden çok farklı bir boyutta gelişti okuma sürecim. Faust miti ile özdeşleştiği söylenen roman, böyle bir bağlantıya sahipten çok aynı düzlemde yazılmış gibiydi. Kasım ayında Goethe'nin Faust eserini yine grubumuzla birlikte okumak için ayarladık. Kesin olarak emin olamam ama atıftan çok alıntılanmış gibi bir izlenim bıraktığını söylemek istedim.
Fazlasıyla müzik terimleri içermesinden maalesef ki bilgimin zayıf kaldığı bir olgudan dolayı zaten baştan okuması zorlaştı. Fakat tek sorun bu değildi.
Kitap, Leverküln'ün biyagrafik trajedisini arkadaşı vasıtasıyla bize aktarımı ile başlıyor. Leverküln'ün hayatından çok başka insanların hayatlarına odaklanılması asıl karakterin yaşamına yönelmemiz hayli sıkıntılı geçti.
Almanya döneminin siyasi ve savaş stratejisine de değinilir elbette. Maalesef kitaba dair daha fazla söyleyebilecek bir şey bulamıyorum.
#kitapalıntıları
Gözlerimizin önünde, ya da tam olarak gözümüzün önünde olmasa bile, Tanrı adına, insanlık adına, adalet adına olamayacak nice şey hep halk adına, olup bitmiştir! [Gerçek olan şu ki, halk, her zaman “halk” olarak kalır. En azından varlığının belli bir katmanında; arkaik olanında.]
“Almanlar... çift yönlü ve olmaması gerektiği kadar karmaşık bir düşünce tarzına sahip. Aynı anda hem birini hem diğerini, hepsini birden istiyorlar. Büyük şahsiyetlerin düşünme ve varoluş ilkelerine karşıtlamalar çıkarmayı başarabiliyorlar. Her şey birbirine giriyor; özgürlük ile soyluluğu, idealizm ile doğa çocuğu olmayı aynı kefeye koyabileceklerini sanıyorlar. Ama görünen o ki, öyle olmuyor.”
“... Her şeyden önce, sürdüreceğin aşırı ölçüde sıradışı varoluş biçimin, seni büyük ölçüde şımartacak; hiçbir kuvvet seni bu şımarıklıktan vasat bir selamete geri döndüremez. Dolayısıyla müsterih ol ki, Cehennem, sana çok yeni bir şeymiş gibi gelmeyecek - sadece iyi kötü alışılmış, kibrinle alışılmış bir şeyler sunacaktır. Cehennem, aslında sıradışı bir varoluşun devamıdır...”
... bizde her zaman olduğu gibi kendine özgü bir bencillik, tümüyle safiyane bir egoizm egemendi; Almanya'nın gelişme sürecinin - ki biz hep o süreçteyizdir- gelişmesini tamamlamış ve felaket dinamiklerine asla meraklı olmayan dünyanın diğer unsurlarının da bizimle birlikte kanlarını dökmek zorunda olmadığı fikri kimsenin umurunda değildi; bunu çok doğal karşılıyorlardı.
Kutsal Alman toprağı! Sanki ondan geriye kutsal bir şey kalmış, sanki sınır tanımaz hak ihlalleriyle kutsallığını çoktandır fazlasıyla yitirmemiş, sanki yalnız ahlâken değil, fiilen de yüce divanda yargılanacak değilmiş gibi.