Dünyadan çok sıkıldım. Gidebileceğim gezegen arıyorum.
9/10
·46 syf.··
2025 94. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 20 Eylül 2025 08:31
Uzun zamandır okuyamıyorum, uzun zamandır yazmıyorum. Uzun zamandır yaşamıyorum. Okumamak ve yazmamak nefes almamakla eşdeğer gibi. “Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım, kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım,” der Oğuz Atay Tutunamayanlar’ında. Ne okusam olmayacak, ne yazsam beğenmeyeceğim gibi. Hayata tutunamadığımız yerde, Oğuz Atay’ı en iyi anladığımız yaşlardayız belki de. Evlerinde koca bir kütüphane vardı. Hiç fark ettiniz mi; hangi yazar, şair, oyuncu olursa olsun, hayatta iyi yerlere gelen herkesin yolu bir şekilde kitaplardan geçiyor, evlerinde kütüphane, ya annesi ya babası okumaya düşkün. Ne kadar zor bir hayat yaşarsa yaşasınlar okumanın kattığı nitelikleri yaşamlarına yansıtmayı başarıyorlar. Tıpkı Ferhan Şensoy gibi! “Evlerinde koca bir kütüphane vardı. Üstelik Müjgan Hanım, Ferhan’a daha okula başlamadan okuma yazmayı öğretmişti.” Hayatı boyunca devam eder okumakla, edebiyatla ilişkisi, “Edebiyatı aynı zamanda bir direniş alanı olarak tanımlar ve bu düşünce üzerinden hareket eder.” Nasıl bilirsiniz Ferhan Şensoy’u? Cesur keskin bir kalem, kendi iç sesini izleyiciye taşıyan usta bir sanatçı ve doğaçlama ustası… Meşhur Kel Hasan Efendi Kavuğunu duymuşsunuzdur. Onu Münir Özkul gibi bir sanatçıdan devralan, çağın tiyatrosunun zirve ismi. Eleştirmekten korkmayan, yanlış bildiklerinin tokat gibi çarpan, belki de bu özellikleri nedeniyle sürekli engellerle karşılaşan bir tiyatrocu. Sanatçı dediğin korkmamalı değil mi? “Benim için tiyatro, insanı en çıplak haliyle gördüğüm yerdir," der. Kendisi de en çıplak haliyle çıkar izleyicinin karşısına. Sahnede sadece onu görür yadırgamazsın. Otuz yıl onu izler sıkılmazsın. Rasim Özdemir gibi birçok usta sanatçıyı da o yetiştirmiştir: “Düşündükçe sinirleniyor, sinirlendikçe düşünüyorum. Kısır döngüye girdim.” Herkes derin mesajlar içeren “Pardon” filmiyle hatırlar onu, ben hayatınızı değiştirebilecek başka bir filmini önereyim: youtube.com/watch?v=IgE09x0... “Ölüler konuşur mu hiç? Konuşurmuş. Kendimden biliyorum.” Çok geç aldım KafkaOkur’un bu ayki sayısını. Daha erken başlayamamanın hüznü var içimde. Yine derin mevzulara dokunmuş çünkü. Ölen, öldürülen, öldürüldükten sonra arkasından eleştirilmeye devam edilen, etek boyu tartışılan, hem ölü hem suçlu olan kadınlara. Ölen bir kadının ağzından… “Duyduklarıma inanmak istemedim. Neden oradaymışım? O saatte orada, bu saatte burada, şu saatte şurada ne işim varmış? Öyle giyinmeseymişim, böyle yapmasaymışım.” “Neden kimse gözünü benden alıp da beni öldüren, beni yaşamaktan alıkoyan caniye çevirmiyor?” Ve yine Oğuz Atay düşüyor aklıma: “Evim, odam, askıya astığım gömleğim, şu sil baştan defalarca yaptığım ve hiçbir yere asmaya kıyamadığım resmim beni her günkü gibi odamda karşılasalar…” “Benim adım Aysel. Benim adım Sedef. Benim adım Özge. Ne fark eder? Hepimiz aynı hikayenin farklı özneleriyiz.” Anlamayacaksınız değil mi? Kadın olmadan anlamayacaksınız kadın ölmenin ne olduğunu! Hatta sırf size yaranmak için kadınları eleştiren “kadın” destekçileriniz de çıkacak! Zor… Kadın olmak da, kadın ölmek de! Ah anne, niye öldün ki sen, diyor Zeynep Kahraman Füzün, yaşayan annemle aylardır konuşmadığımız geliyor aklıma. Şu hayatta her şey doğru tek yanlış benmişim gibi hissediyorum bazen. Kozmosun Şiiri’ni yazmış Haydar Ergülen: Şiirini kendisi yazan ya da varlığı şiir olan, Kozmos. Hayatın en hakiki tespitini yapıyor Çiğdem Demirhan, “Kafasının içindeki düşüncelerin çokluğundan ve her gün yaptığı sıradan işlerin yapıldığı sürece kimsenin değer vermeyişinden bıkmıştı.” Evinizi ya da işinizi düşünün, her gün yaptığınız işler kimin gözüne değiyor ki? Olmasanız da olacakmış gibi davranıyorlar **olduğunuz sürece.” “Her hikâye şehre bir yabancının gelmesiyle başlar,” diyor İzem Erbıyık, sanırım hikayelerimiz de bir tanıdığın şehirden gitmesiyle son bulacak. Gidelim mi?
Dergi
KafkaOkur - Sayı 102 (Eylül 2025)KafkaOkur Dergisi · KafkaOkur Dergisi Yayınları · 2025150 okunma
··
4.786 Gösterim
10 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Mikail Balcı
Gönderi Sahibi
Öyle hassas konular var ki bu ayki sayıda, herkes okusun isterim. Paylaşarak ve yorum yaparak daha çok okunmasına vesile olabilirsiniz. Sevgilerimle...
Mikail Balcı
Gönderi Sahibi
Pişman olmazsınız: youtu.be/IgE09x0ofb8?si=...
An itibariyle okumaya başladım:)
Mikail Balcı
Gönderi Sahibi
Keyifle... 😊
Dün okumaya fırsatım olmadı, beğenimi bırakıp geçmiştim. Şimdi okuyabildim. Yorum yazmadan olmazdı. Yine her zamanki gibi etkileyici bir inceleme olmuş. "....hem ölü hem suçlu kadınlar" ne kadar acı bir cümle. Kadınların yaşantıları ve ölümleri üzerinden konuşulmasından bıktık artık. Kadın şöyle olmalı, böyle olmalı, o saatte orada olmamalı, öyle giyinmemeli vs. vs. Kadınları bir rahat bıraksınlar. Biraz da erkeklerin nasıl olması gerektiği mi konuşulsa acaba? Ve "Olmasanız da olacakmış gibi davranıyorlar **olduğunuz sürece." Evet, öyle değil mi? Belki biz de farkında olmadan çevremizdekilere böyle davranıyoruzdur. Üzerinde çok düşünülmesi gereken bir inceleme yazmışsın. Okuyup geçmek haksızlık olur.
Mikail Balcı
Gönderi Sahibi
Katkınız için teşekkür ediyorum...
Yine muhteşem bir inceleme olmuş. Emeğinize sağlık 💯🙏🙏
Mikail Balcı
Gönderi Sahibi
Teşekkür ediyorum...