Gönderi

Düz Leyla Olmak
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2025 43. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 20 Eylül 2025 13:10
Seray Şahiner Antabus Seray Şahiner’in Antabus’u, okunması kolay ama hazmedilmesi zor bir kitap. Çünkü Leyla’nın hikâyesi yalnızca bir karakterin değil, bu ülkenin kadınlarının ortak sesi, ortak yarası. Leyla, bir birey olmaya çalışan ama sürekli bir kimliğe indirgenen, bir role sıkıştırılan, bir gölgeye dönüştürülen kadının temsili. Onun hikâyesi, sistemin, ailenin, toplumun ve suskunluğun iç içe geçmiş duvarlarında yankılanıyor. Konfeksiyon işçiliğinden zorla evliliğe, şiddetten yalnızlığa kadar her adımı tanıdık. Tanıdık çünkü bu adımlar, kadınların gündelik hayatında sessizce yürüdükleri yollar. Ama anlatım dili öyle ki, Leyla yaşadıklarını anlatırken güldürüyor. Gülmekten utanıyorsunuz. Çünkü o mizahın altında bir çığlık var. Mizah, acının makyajı değil; onun görünür kılınma biçimi. “Benim en büyük hayalim boşanmak.” Bu cümle, Leyla’nın hayata dair umudunu değil; hayattan ne kadar uzaklaştırıldığını gösteriyor. Boşanmak, onun için bir özgürlük değil; özgürlüğe giden hen temel adım. Çünkü evlilik, onun için bir sevgi değil; bir sahiplik biçimi. Peki sevinçleri? Leyla bu duyguyu bilmiyor. Çünkü hiç sevinmiyor Leyla. Mutluluğu tadamıyor. Çünkü ona mutluluk hiç sunulmuyor. Ama yine de yaşıyor. Direniyor. Anlatıyor. Anlatmak, onun hayatta kalma biçimi. Mizah, acının üzerini örtmüyor; tam tersine onu görünür kılıyor. Leyla’nın sesi, gülerek ağlayan kadınların sesi. Ve biz okurlar, onunla birlikte biraz daha gerçek, biraz daha duyarlı oluyoruz. “Ben, Osman kızı Leyla, Remzi'nin karısı Leyla oldum. Bana sorsalar, sadece 'Leyla' olmak isterim. 'Leyla'yla Mecnun' bile değil, düz Leyla.” Bu cümleyi defalarca okudum. Ne kadar sade bir dil ve ne kadar ağır bir anlam… Kadının toplumdaki yerini özetliyor: birinin kızı, birinin karısı, birinin gölgesi. Kadın, kendi adını bile taşıyamıyor bu düzende. Çünkü toplum, kadını bir birey olarak değil; bir bağlam olarak görüyor. Kadın, bir hikâyenin öznesi değil; başka bir hikâyeye eklenmiş bir dipnot. Leyla, bu dipnot olmaktan çıkmak istiyor. Ama her adımda yeni bir duvara çarpıyor. Toplum, kadına ya kutsal roller biçiyor ya da suçlu roller. Ya “annelik”le yüceltiyor ya da “namus”la sınırlıyor. Kadın, ya melek ya günahkâr. Ortası yok. Ve bu ikilik, kadını sürekli bir sınavda tutuyor: yeterince fedakâr mısın, yeterince sessiz misin, yeterince “kadın” mısın? Ama Leyla, bu sınavı reddediyor. O, “düz Leyla” olmak istiyor. Ne kutsal ne günahkâr. Sadece kendisi. Bu, hem çok basit hem çok imkânsız bir şey. Çünkü bir kadının sadece kendisi olmak istemesi, bu toplumda hâlâ bir lüks. Leyla’nın etrafı duvarlarla çevrili. Ve bu duvarların adı da var üstelik: baba, koca, patron, sevgili… Her biri bir rol, bir görev, bir sınır. Baba: koruyan gibi görünen ama aynı zamanda hapseden. Koca: sahiplenen ama aynı zamanda susturan. Patron: çalıştıran ama aynı zamanda sömüren. Sevgili: seven gibi görünen ama aynı zamanda yöneten. Bu duvarlar, Leyla’nın bedenini değil; sesini, kimliğini, varlığını kuşatıyor. Ve o, bu duvarların arasında sadece kendisi olmaya çalışıyor. Bir de görünmeyen duvarlar var kadınların etrafında: Kadınlar. Birbirinin yarasını tanıyan ama çoğu zaman o yarayı yeniden açan kadınlar. “Ben çektim, sen de çek” diyen kadınlar. Dayanışma yerine yarışmayı öğrenmiş kadınlar. Yaralı aynalar gibi birbirine bakan ama birbirini iyileştiremeyen kadınlar. Kadının kadına bakışı, bazen en keskin yargı olur. Çünkü patriyarka, kadınları birbirine rakip, birbirine yargıç yapar. Ülker Abla gibi karakterler, Leyla’ya hem omuz hem yük olur. Kadınlar, birbirinin acısını bilir ama çoğu zaman o acıyı miras gibi aktarır. Antabus, bir kadının değil, bir toplumun utanç günlüğü. Leyla’nın sesi, gülerek ağlayan kadınların sesi. Ve biz okurlar, onunla birlikte biraz daha gerçek, biraz daha duyarlı oluyoruz. “Düz Leyla olmak” kolay değil. Çünkü kadın olmak, bu toplumda bir mücadele değil; bir savaş. Ve bu savaşta en büyük zafer, sadece kendin olabilmek. Leyla’nın sesi, bu zaferin en çıplak, en mizahi, en acı haliyle yankılanıyor. Ve biz, o yankıyı duyduğumuzda artık eskisi gibi bakamıyoruz dünyaya. Çünkü bir kadının sadece kendisi olmak istemesi, artık bizim de meselemiz oluyor.
1000Kitap
AntabusSeray Şahiner · Doğan Kitap · 20255,3bin okunma
·
102 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.