Honoré de Balzac’ın Goriot Baba’sı, yalnızca bir baba ile kızlarının hikâyesi değil; 19. yüzyıl Paris’inin bütün çelişkilerini gözler önüne seren bir roman.
Baba Goriot, kızlarını mutlu etmek için varını yoğunu feda eden, adeta kendi varlığını yok eden bir karakter. Fakat ne yazık ki kızlarının gözünde, fedakârlıkları karşılıksız kalıyor. Onu okurken insan, sevgisinin ne kadar büyük ve ne kadar acıklı olduğunu hissediyor. Balzac burada bir anlamda modern bir “Kral Lear” yaratıyor.
Rastignac ise bambaşka bir yönüyle dikkat çekiyor. Paris’e taşradan gelen bu genç hukuk öğrencisi, bir yanda vicdanıyla, diğer yanda hırsıyla sınanıyor. Onun kararsızlığı, ahlaki çatışmaları bana göre romanın en güçlü taraflarından biri.
Vautrin’i de unutmamak gerek: gizemli, kural tanımaz ve gerçekleri acımasızca söyleyen bir karakter. Onun varlığı, Paris’in ahlaksız ama işleyen düzenini çarpıcı şekilde gözler önüne seriyor.
Romanda beni en çok etkileyen şey, Balzac’ın Paris’i bir karakter gibi işlemesi oldu. Pansiyonun kasvetiyle lüks salonların ışıltısı arasındaki tezat, romanın atmosferini güçlü kılıyor.
Sonuç olarak Goriot Baba, bana aile bağlarının çıkar uğruna nasıl çözülebildiğini, fedakârlığın her zaman karşılık bulmadığını, hırsın insanı nasıl dönüştürdüğünü düşündürdü. Rastignac’ın finalde Paris’e meydan okuyan tavrı ise, sanki yeni bir dünyanın kapısını aralıyor.
Gerçekçilik akımının en önemli eserlerinden biri olarak, okuru hem duygusal hem de düşünsel bir yolculuğa çıkarıyor. Okuma listenize mutlaka eklemeniz gereken bir klasik, tavsiyemdir.
Tütsü Kokulu OkurGoriot BabaHonore de Balzac