Özlen AlpaslanYara
Her yara kabuk bağlar, zamanla geçer. Ama kimilerinin yarası hep kanar durur…
İpek; üç kardeşli bir ailede kök salamamış, anne-baba sevgisinden uzak büyümüş bir kadın. İnci ve Mete’ye kol kanat gererken, babasının annesine uyguladığı şiddeti kardeşine yansıtmamak için onunla dans etmiş… Babasının yokluğunu içinde bastırmış canım İpek.
Çocukken bile Barbie bebek yerine Fatoş bebekle yetinmeyi bilen, sevilmek uğruna içeceği kahveyi bile sevdiği adama göre şekillendiren… Sınırları olmayan ve en çok da sınırları ihlal edilen İpek.
Sevmek, sevilmek en güzel duygu… Bazen öyle seviliriz ki bulutların üzerinde hissederiz. İpek için Mahir böyle biriydi. İstanbul’a heykelcilik bölümü okumaya geldiğinde başlayan o ilk derin aşk, Nevizade’de Tarihi Cumhuriyet Meyhanesi’nde kadehlerin tokuşma sesleriyle mutluluğa dönüşmüştü. Fakat zengin bir ailenin sorumsuz oğlu Mahir, ailesinin gölgesinde kalan bir adamdı…
İpek’in “Mahir olsa bana bir şey olmaz” diyecek kadar güvendiği bu aşk, onun hem yaralarını sardı hem de yeni yaralar açtı. Belki de en büyük sırdaşı, terapisti oldu.
Baba sevgisi görmemiş, bir saç teli bile okşanmamış kızların küçük bir sevgi kırıntısıyla karşısındakini hayatının merkezine alması çok tanıdık geldi. İpek’in hikâyesi, aslında birçok kadının sessiz çığlığını yansıtıyor.
Onun hayatını okurken boğazınız düğümlenecek, çocukluk yaralarının izlerini satır aralarında hissedeceksiniz.
Özlen Alpaslan, yalın ama derin bir dille yaraların izini sürerken bize de kendi yaralarımıza bakma cesareti veriyor. Mutlaka okuyun…