Bir hayat düşünün… Komşunuzun bir gün düşman ilan edildiği, aynı sofrayı paylaştığınız insanların birbirinden koparıldığı bir hayat. Savaşmak istemediğiniz hâlde savaşın ortasında kalıyor, sevdiğiniz kadını geride bırakıyor, vatanınızın bir karış toprağı için en kıymetlilerinizden vazgeçiyorsunuz. İşte Hasan’ın hikâyesi tam da böyle bir yürek sızısı…
Ege’de yaşanan Yunan işgali sırasında bozulan dostlukların, parçalanan ailelerin, yarım kalan sevdaların ve mecburi ayrılıkların hikâyesini okuyoruz. Ama aslında sadece Hasan’ın hikâyesini değil; savaşın gölgesinde kalan binlerce insanın sessiz çığlığını dinliyoruz satırlar boyunca.
Bu kitabı acele etmeden, her sayfasını hissederek okudum. Kimi zaman gözlerim doldu, kimi zaman uzun uzun düşündüm. “Vatanımdan kaç Hasan geçti?” diye sordum kendime. Kaç genç sevdiğine kavuşamadan toprağa düştü? Kaç Gülizar bir ömür yolunu gözledi? Kaç çocuk babasının sesini duymadan büyüdü?
Bugün huzur içinde yürüdüğümüz sokakların, nefes aldığımız bu güzel vatanın ardında ne çok hasret, ne çok gözyaşı, ne çok yarım kalmış hayat olduğunu bir kez daha hatırlattı bana bu kitap.
Yeryüzü Sürgünleri, sadece bir savaş romanı değil; özlemin, fedakârlığın, bekleyişin ve vatan sevgisinin yüreğe işleyen hikâyesi. Kitabı kapattığımda Hasan’ı da Gülizar’ı da ardımda bırakamadım. Bazı hikâyeler biter, ama insanın içinde yaşamaya devam eder. Bu kitap da benim için onlardan biri oldu.