Murat Bardakçı’nın bu kitabı, adından da anlaşılacağı üzere daha baştan kışkırtıcı. Fakat bu kışkırtıcılık sansasyonel bir edebiyat kokusu değil; arşiv belgelerine, kroniklere ve dönemin kayıtlarına dayalı bir merak uyandırma stratejisi. Yani Bardakçı, Osmanlı’nın yatak odasını açarken kendi hayal gücünü değil, belgeleri konuşturuyor.
Osmanlı tarih yazımında uzun yıllar boyunca “mahrem” alan bilinçli şekilde görmezden gelindi. Çünkü devletin askerî kudreti, hukuk düzeni, siyasî mücadeleleri ön plana çıkarıldı; padişahın, vezirin ya da sıradan halkın cinsel yaşamı sanki tarihle ilgisizmiş gibi kenara itildi. Bardakçı’nın kitabı, bu boşluğu dolduruyor. Haremden cariyelere, padişahların özel hayatından toplumun cinsellik anlayışına kadar pek çok konu, belgeler üzerinden aktarılıyor. Burada dikkat çekici olan nokta, kitabın aslında “Osmanlı’da seks” derken sadece padişahların özel hayatını anlatmaması. Aynı zamanda toplumun geniş kesimlerine dair veriler de var: zina davaları, boşanma kayıtları, tıbbi risaleler, hatta cinsel iktidarsızlık için yazılmış reçeteler. Yani mesele, yalnızca saray odalarında olup bitenler değil; halkın gündelik cinselliği de yatağı— pardon masamızda shshs.
Toplumların cinsellik anlayışı, aslında o toplumun değerler sistemini, ahlak anlayışını ve iktidar ilişkilerini de açığa çıkarır. Bardakçı’nın aktardıkları, Osmanlı’nın da bu konuda çelişkilerle dolu olduğunu gösteriyor. Bir yanda şeriatın yasakları, diğer yanda yaygınlaşan fuhuş; bir yanda ahlaki kurallar, diğer yanda gizli cinsel pratikler… Kısacası Osmanlı, bu meselede de insanîydi: ne bir melekti, ne de bir şeytan. Psikolojik açıdan bakıldığında ise, padişahların ve saray çevresinin cinsel tercihleri aslında güç ve iktidar ile iç içe geçmiş. “Cinsellik” burada sadece biyolojik bir ihtiyaç değil, iktidarın simgelerinden biri haline gelmiş.
Tabii kitabı okurken bir yandan da aklıma "Osmanlı torunuyuz!" naraları atan dayılar düştü. Çünkü Osmanlı tarihini yıllarca steril, tozlu arşivlerde hapsedenler, şimdi Bardakçı sayesinde o arşivlerin mahrem sayfalarıyla yüzleşiyor. “Osmanlı at üzerinden hiç inmedi, savaştan savaşa koştu” diyenler, bu kitabı görünce muhtemelen yüzlerini buruşturmuştur ya da bir otuz bir patlatmış olabilirler shshsh. Ama tarih, yatağın kenarında da yazılır zındıklar; bunu görmezden gelenler sadece kendini kandırır. :)
Elbette kitabın kusuru da var. Bardakçı, belgeleri ustalıkla sunuyor ama yer yer yorumdan kaçınıyor. Yani okur, “peki bu verilerin anlamı neydi, Osmanlı toplumsal yapısını nasıl etkiledi?” sorusunun cevabını her zaman bulamıyor. Belki bu da kitabın amacının popüler tarih anlatısı olmasıyla ilgili. Ya da muhtemelen "Osmanlı’nın büyüklüğü zafer çokluğuyla ölçülmez, yatak odasındaki performansla da ölçülür" demek istiyor da olabilir shshsh. Yine de, akademik bir derinlik arayanlar için bazı bölümler yüzeysel kalabilir. Kısacası Osmanlı’da Seks, Osmanlı tarihinin en çok görmezden gelinen ama en insani yanını arşiv belgeleriyle gün yüzüne çıkaran bir çalışma. Hem tarihçi hem meraklı okur için kıymetli bir kaynak.
#168356289