Roman boyunca “acaba bu kez kurtulacak mı?” diye bir umut besliyorsunuz ama kader, herkesin göz yummasıyla adım adım işliyor. Anlatım sade ama gerilim hiç düşmüyor. Sanki köyün dar sokaklarında siz de koşuyormuşsunuz, herkesten parçalı parçalı duyduklarınızla olayın içine çekiliyorsunuz.
Benim en çok etkilendiğim nokta, suçun yalnızca iki kardeşe değil, bütün kasabaya aitmiş gibi hissettirilmesiydi. Herkes biliyor, herkes görüyor ama kimse dur demiyor. Bu da romanı salt bir cinayet hikâyesi olmaktan çıkarıp toplumsal bir sorgulamaya dönüştürüyor.
Sonuç olarak, Kırmızı Pazartesi kısa ama yoğun bir roman. Hem akıcı hem de derinlikli. Bir solukta okunabiliyor ama bitince insanın zihninde uzun süre yankılanıyor. Bence Márquez’in en etkileyici eserlerinden biri.